13 Nisan 2017 Perşembe

Bak, Hem Ben Büyüyünce Kimse Vuramayacak Sana! Valla...



Uykuya daldığımda saat kaç olmuştu bilmiyordum. Arkadaşımla konuşurken içimdeki sıkıntıyı anlatıyor ama tarifini, neden böyle olduğunu anlatamıyordum. Telefonu uyuyalım artık diye kapattıktan sonra, uzanıp yatağıma yıldız aradım gözüktüğü kadar semadan. Ama onlarda yoktu, gözlerim kapansa da içimdeki anlamsız hüzün uyumama izin vermiyordu.



Bir yerlerden hıçkırık sesleri geliyordu kulağıma; nereden olduğunu kestiremiyor çaresiz yastığa gömülüp kulaklarımı tıkıyordum onunla. Ve başaramasam da uyumaya çalışıyordum....


Gözlerimi açtığımda saat bayağı geç olmuştu. Canım annem ellememişti beni, kıyamamıştı... Kahvaltıyı hazırlayıp bir öpücük kondurmuştu yanağıma sıcacık ve ben o öpücükle açmıştım gözlerimi yeni güne.


Sonra kalktım yerimden, ailenin diğer uykucusunun başına dikildi ellerimi ıslatıp bir güzel... Babama.. Babama koştum uyandırmak için ya o çoktan kalkmış elinde bir bardak suyla gizlenmiş beni beklemekte olduğunu suyu yiyince anladım. Bir kovalamaca başlamıştı evde, kahkahalar yükseliyordu pencerelerimizden ve ben güne güzel başlamıştım, gülerek açılmıştı gözlerim...


Ama ilerleyen saatlerde gülen yüzümde gözyaşları sel oldu istemsiz. Uzaklarda çok uzaklarda bulunan Samet için ağlamaya başladım; ağladım çaresizliğime, hiçbir şey yapamamanın verdiği çaresizliğime ağladım durmadan...   


Ekranda Samet'in annesiyle çektirdiği sünnet fotoğrafı gösterilirken gözlerimi kapattım büyük bir acıyla, hemen Samet dikildi karşıma. Bir yandan annesi komadaki oğluna yapılanları anlatırken, Samet tuttu elimden ve o güne götürdü beni, ölüm kokan o dakikalara sürükledi bedenimi.


Bir odaya girdik sessizce elele, karanlık bir odaya... Usulca oturttu beni sandalyeye de o da çöktü hemen yanı başıma, yere... Ben anlamsız anlamsız bakarken etrafa, ezan sesi duyuldu derinlerde ve bir çocuk sessiz sessiz ağlamaya başladı gün kızıla boyanmışken tan vakti.


"Annem, annecim.." Diye ağlıyordu,
"Altımı ıslattım yine anne, dayak yemek istemiyorum, sen olsaydın kızmadın ama cici annem dövecek biliyorum. Nerdesin annecim?" Diyerek ağlıyordu.



Korku sinmişti tüm odaya. Kalktı ışığı açtı o arada minik çocuk. Işık açıldığı anda Samet'i gördüm karşımda. Yaşadıklarını anlatamayacağı için gösteriyordu bana... Işık açıldıktan sonra odada birini daha fark ettim. Yanımda duran Samet kulağıma yanaştı hemen;
"Abim bu abla..."Dedi sessiz.


Ağlayan çocuk yatağına baktı; ıslanmıştı yatağı, abisine döndü bir ara sonra oturup yatağın ucuna ağlamaya devam etti korkuyla. Kollarında morluklar vardı, belliydi korkusunun sebebi ya gene de dikkatle izliyordum neler olacak diye. Bir an kalktım yerimden; yatağı toplamak istiyordum yada ne ileyim sarılıp ona uzun uzun;
"Korkma ben buradayken sana kimse bir şey yapamaz." Demek istiyordum ama başaramayacağımı biliyordum.

Sadece sessizce izliyordum çaresiz.
Bir süre daha ağladı küçük çocuk, bir yandan dua ediyor bir yandan ağlıyordu.
"Allah'ım n’olur kurusun, n’olur kokmasın yatağım. Cici annem dövmesin gene beni n’olur..."



Güneş iyice çıkınca ortaya, diğer yatakta yatan Çağatay'a seslendi titrek sesiyle. Belki o bir çare bulurdu. Aslında abisi de çok büyük değildi ya yapacak bir şey yoktu..
Tam seslendi abisine, birden kapı açıldı ve cici anneleri girdi içeri. O içeri girer girmez yanı başımda duran Samet sarıldı sıkı sıkı bana.



Korkuyordu ve sığınıyordu kucağıma.



Titriyordu kendine engel olamadan ve sadece sarılıyordu. Artık ona bir şey yapamayacaklarını bile bile korkuyordu.


"Hadi bakalım..." Derken kaldı birden cici anneleri,
"Sen neden erken kalktın bakayım?" Çocuk sessiz kaldı.
"Çağatay hala yatıyor musun? Kalk hadi sabah oldu. Annen yok artık."


Çağatay cici annelerinin sesini duyar duymaz açtı gözlerini. O da korkuyordu ki, hemen dikildi ayağa. Tam çıkacak üzereyken yatağı fark etti kadın. Yanaştı iyice, çarşafı ıslak görünce döndü tekrar çocuklara.


"Bu ne?" Diye bağırdı şiddetle.
"Buraya gel çabuk."
Samet gözü yaşlı abisine sarılmıştı. Çağatay cici annesinin neden kızdığını anlayamıyor ama kardeşini de bırakmıyordu. Sıkı sıkı sarılıyordu ona, gene dayak yemesini istemiyordu, canı yansın istemiyordu ya, onun çaresizliğiyle sarılıyordu kardeşine.
"Buraya gel dedim." Diyerek tuttu kadın çocuğu ve çekti kendine. Kolunu sıkarak götürdü salona. Koltuğun yanındaki sopayı aldı eline, derken;


"Çağatay buraya gel." Diye bağırdı. Önünde Samet, elinde sopayla koltukta otururken çağırdı yanına.


Çağatay daha fazla sinirlenmemesi için koşarak gitti yanlarına.
"Ellerini tut." Dedi kadın sinirle. Çağatay tutmak istemedi. Kardeşini dövecekti yine ve o bu yüzden dediğini yapmak istemiyordu.


"Yapma cici anne n’olur..Yapma.." Derken suratına yediği tokatla ve gözünden gelen iki damla yaşla istemsiz;
"Annecim neredesin?" Sözleri çıktı ağzından.
Kadın bu sözleri duyunca iyice çileden çıktı.
"Eğer tutmazsan daha kötü olacak diye haykırdı suratına.
Çağatay çaresiz tuttu kardeşinin ellerinden. Karnında bir bebek taşımasına rağmen bütün sinirini çıkarırcasına, acımasızca sopayı indirmeye başladı Samet'in bedenine. Samet'in canı yanıyordu, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu da o ağladıkça daha sert vuruyordu kadın.
Kucağımda otururken bile; geçirdiği köü anları tekrar izlerken, ağlamasına engel olamıyordu Samet. Kadın vurdukça, ben kucağımda sıkı sıkı sarılmış ufaklığın yaralarını daha iyi görüyordum. Derken daha fazla dayanamayıp onu indirdim kucağımdan, daha fazla sessiz kalamam diye düşünüp kalktım yerimden ya hiçbir şey yapamadım önceden yaşanmışlara karşı.



Çaresiz tekrar sarıldım minik yavruya ve o gözlerini kapatıp sarılırken bana, ben çaresiz izledim yaşadıklarını onunla.
Çağatay ağlıyordu durmadan, kardeşini döven kadını yok etmek istiyordu ama yapamıyordu.



Nasıl yapsın, daha küçücüktü oda...



Kadın sinirini alamadı dövemeye devam etti minik Samet'i. Sonra da ceza vermek için biraz daha fazla banyoya kapattı yavruyu sanki hiç yakmamış gibi canını.
Ama durmadı kadın gözü dönmüştü bir kere, bir türlü geçmiyordu siniri. Babalarını aradı çocukların, öz babalarına şikayet etti onları.


Ben o anda sevindim ama; kardeşi tuvalete kapatılan Çağatay'ın gözleri iyice açıldı. Kucağımda oturan ufaklığın bedeni iyice titremeye başladı.


"Sakin ol canım." Diyebildim sadece;
"Abla.." Dedi bana ağlamaklı soran gözlerle,
"Annem olsaydı bunlara izin vermezdi dimi?"
Gözümden akan yaşlar birden kırmızıya çaldı. Tek kelime çıkmadı, çıkamadı ağzımdan.
O sırada baba kılığına girmiş canavar geldi eve. Cici anne durmadan konuşuyordu. Derken karnındaki minik, doğmamış yavrusu ile isyan etti annesine de var gücüyle tekmelemeye başladı onu.



Başladı ya bunu bile kendi lehine çevirdi kadın.


"Bak gene başladı. Hep bunlar yüzünden." Deyiverdi hemen kocasına. Bu sefer baba kılığına girmiş canavar, açıp banyo kapısını dövmeye başladı minik Samet'i. Küçük Samet o kadar yorulmuştu ki artık ağlayamıyordu bile. İki cani banyoda minik Samet'i döverken, Çağatay kulaklarını tıkayıp yatağında ağlıyordu çaresiz.


"Anne... Anne yardım et. Kardeşimi dövüyorlar anne..." Diye ağlıyordu, birşey yapamamanın çaresizliğiyle annesine sesleniyordu, onun hissedeceğini ümit ediyordu.
Sanki top oynar gibi oynuyorlar, hırpalıyorlardı minik Samet'i. Bir ara kafası lavaboya çarpıp kanamaya başladığında; kucağımda oturup başına gelenleri izleyen Samet'in başını tuttum bilinçsizce.



Yarasını gördüm, öptüm;
"Artık acımıyor abla.." Deyince
"Biliyorum canım ve acımayacakta..." Dedim ona.


Banyoya oluk oluk akarken kanlar başından miniğin ve hala yemeğe devam ederken dayak; birden dişlerini gördüm yerde.
Allah'ım bu nasıl bir acıydı? Nasıl bir insan, minicik bir cana bunları yapardı, yapabilirdi? Anlam veremiyordum, içim yanıyordu minik Samet'in başına gelenlere, gözlerimden yaşlar durmadan akıyordu. O çektiği acıların verdiği olgunlukla gözyaşlarımı siliyordu.


Bir süre daha o işkence saatler devam etti de sinirlerini alınca Samet'ten karı koca, gene kilitlediler onu banyoya; her tarafı kanarken ve kıvranırken yerde acıyla. İkisi birden çıktı gitti sonra evden. Onların gitmesini fırsat bilip Çağatay koşturdu banyo kapısına. Anahtarı almışlardı, kilidi açamıyordu ve o çaresiz kalmıştı kapının önünde.


"Samet...Samet..."


Ama Samet'ten gelmiyordu ses. Bir süre çaresiz orada kalakaldı Çağatay. Bir şey yapamıyordu, gözlerinden yaşlar akarak duruyordu kapıda. korkmasın istiyordu, yanında olduğunu göstermek istiyordu kardeşine.
"Samet.. Ben burdayım. Samet, bir gün gelecek kurtulacağız inan bana. Bak hem ben büyüyünce, o zaman kimse vuramayacak sana .Valla... Samet.."


Samet duymuyordu abisinin söylediklerini. Çoktan kaybetmişti bilincini.

Akşam üzeri eve gelen cani kadın, banyoyu açıp ta görünce miniğin halini, nasıl oldu da hastaneye götürdü onu. Çağatay ağlayarak bakakaldı arkalarından. Bizde Onlarla birlikte hastaneye gittik elele.


Ağır darp izlerini gören doktor, bilincini kaybetmiş olan Samet'i yoğun bakıma alırken, cici annesini daha doğrusu cani kadını da teslim etti polislere.
Samet minicik vücuduyla, abisinin verdiği sözler kulağında yaşam savaşına devam ediyordu o anda.

Elimden tutarken bana seslendi birden Samet. Gözlerimin içine bakıyordu. O anda fark ettim ki yaraları iyileşmeye başlıyordu yavaş yavaş. Gözlerindeki hüzün terk ediyordu minik Samet'i. Hafifçe okşadım yanağını,


"Artık acımıyor abla. Tek sorun annem, çok ağlıyor. O ağlayınca ben çok üzülüyorum."


Diz çöktüm önüne, sarıldık sıkı sıkı birbirimize.


"Çok üzülüyorum ablam..."Deyip kayboldu kollarımın arasından minik Samet.


Açtım gözlerimi onun kaybolmasıyla, gerçek dünyaya döndüm gözlerim televizyonda.  Derken Samet'in fotoğrafını aldılar ekrandan da gene annesinin çaresiz sözleri bir bir girmeye başladı kulağıma.

Anneleri;
"Oğullarımı istiyorum.." Derken verdi sunucu kadın ona acı haberi.


Konuşamıyordu, gözyaşları sel olmuştu akıyordu yanaklarından sunucunun. Annede anlamıştı ya gene de yediremiyordu. Sonunda zar zor;


"Samet'i kaybetmişiz.." Derken tüm izleyenler ağlamaya başladı derinden.

Tıpkı benim gibi, tıpkı annem gibi kana kana ağlıyordu herkes giden Samet'in ardından.



Annenin yüreği yandı.


Samet dayanamamıştı daha fazla. Sonunda veda etmişti yaşama.
Nasıl dayansındı minik vücudu, nasıl iyileşsindi yaşadıklarından sonra.
Samet'in fotoğrafı ve annesinin hıçkırıklarıyla son buldu program.


Gözleri ışıl ışıldı Samet'in.

Büyüseydi yada izin verselerdi büyümesine belki kendisi gibi tatlı çocukları olacaktı onunda. Ülkesine yaralı bir insan olarak yaşayacaktı kim bilir? Evet belki de izin verselerdi çok şey yapacaktı...
Bir kedi yavrusuna sahip çıkarken; bir insanın, hem de hamile bir kadının, bir anne adayının yaptıkları kapanmaz bir yara açtı yüreğimde. Minik Samet iyiyim dese de izin verilmemişti yaşamasına, nasıl iyi olsundu...Nasıl gülsündü annesinden uzakta? Çağatay kardeşinin ölümüne seyirci kalmış, bir ananın ciğeri yanmıştı. Ve cani baba hala başını yemek yeken şömineye çarptı yalanını söylüyordu giden Samet'in ardından..

Dişlerim savruldu yere
Başımdan aktı ya kan
Canım çok yandı ya abla,
Rahatım şimdi burda.
İyileşti yaralarım, çıktı dişlerim yeniden inan bana,
Canım yanmıyor derinden...
Bir tek, bir tek annemin sesi geliyor,
Abimin ağlamalarını duyuyorum geceleri.
Bir ona üzülüyorum, çok üzülüyorum
Ama canım hiç yanmıyor burada...


Meral Bilgiç Karahan





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sen Gittin mi Şimdi Gerçekten?

Ne yazacağımı bilmeden aldım kalemi elime, bir insan ne yazabilir ki çok sevdiği birinin ardından. Harfleri yakalasa bile anlamlı kelimeler ...