Geçmişi düşünerek üzülme. Geleceği düşünerek kedere girme. Ölüm yanı başımızda nefes alıyor. Zamanın değerini bil ve gülümse...
23 Nisan 2017 Pazar
Ağlayan Minik Çocuk
Eğer bir umutsuzluğa yakalanmışsa yüreğiniz, sizi her yerde gölgeniz gibi takip eder hüzün. Herkes sizi güleryüzlü, mutlu gördüğü halde; siz içinizde sürekli ağlayan o çocuğun farkındasınızdır ve ne çikolata, ne oyuncaklar nede başını şefkatle okşamanız susturamaz onu...
Çevrenizde hep sevilirsiniz ama kendinizi hiç sevmezsiniz. Yalnızlığı seversiniz size acı verdiğini bildiğiniz halde. Herkesin yalnız olduğunu düşünürsünüz kendinizce ve çift kişilik bir yalnızlık çekmektense tek kişilik bir yalnızlıktır tercihiniz.
Her gece yatağınızın baş ucunda oturarak düşüncelere dalarsınız siyah gökyüzünün izlerken... İçinizdeki minik yürek en çok o zamanlar ağlamaya başlar. En çok o zamanlar yırtar kendini... Arkanıza bakarsınız akşam olmasına rağmen gölgeniz gene yanınızdadır sizin... En çok o zaman bastırır yalnızlığın verdiği acı yüreğinizi.
Ailenizi istersiniz yanınızda yada sarılıp doyasıya ağlayabileceğiniz herhangi birini... Ama yoktur işte kimse ve siz özlemlerinizle başbaşasınızdır. Evinizde olduğunuz halde evinizi özlersiniz... İnsan sesidir duymak istediğiniz ama siz kucağınızda mışıl mışıl uyuyan kedinizin mırıltıları dışında tek bir ses duymazsınız. Sizi gerçekten seven tek yaratık odur dünyada size göre...
Hep aranılan insansınızdır oysa... Ama nedenseinsanlar hep en kötü anlarında ararlar sizi. İçlerindeki tüm acıyı önce size boşaltırlar sonra da o acılarla başbaşa bırakıp giderler mutlu bir şekilde... Yani onlarda aslında muhtaç olduklarında yanınızdadırlar sizin...
Halbuki siz hiçkimseye muhtaç değilmiş gibi gözüksenizde hep birilerine muhtaç olmayı istersiniz ama o birilerini hiç bulamazsınız. Çünkü siz muhtaç olan değil muhtaç olunansınızdır her zaman... Muhtaç olmayı istersiniz de korkularınız engeller sizi... Çevrenizde muhtaç olacak birini göremezsiniz çünkü...
Kimse sizden daha güçlü değildir.
Kimse içindeki o minikle sizin kadar ilgilenmez çünkü... Hayatı akışına göre yaşarlar onlar. Halbuki siz önce kendi hayatınızı sonra da dünyanın gidişini değiştirmek istersiniz. Değiştiremediğinizi hissettiğinizde ise daha fazla ağlar içinizdeki çocuk. Siz işte o zaman anlarsınız, aslında onu sizden başkası ağlatmıyordur onu.
Çünkü siz farkında olmadan çikolataların en acısını yedirirsiniz ona ve verdiğiniz oyuncakların ya bir kolu eksiktir ya kafası... Başını okşadığını düşündüğünüz anlarda ise aslında kanatırcasına vuruyorsunuzdur içinizdeki çocuğa ve o bu yüzden bağırır içinizde de sizden başka kimse duymaz hıçkırıklarını... Sizden başka kimse anlamaz bir yerlerde bir çocuğun iç çeke çeke; özlemleriyle, hayalleriyle, yapayalnız ağladığını...
Ve o çocuk hep ağlar, hiç susmaz...
Hiç susmaz çünkü siz hep kötülükleri görürsünüz yeryüzünde ve hüzün gölgeniz olmaya devam eder her zaman... Siz ise ne gölgenizden kaçabilirsiniz nede içinizdeki o minik yüreğin çığlıklarını duymaktan...
Meral Bilgiç Karahan
Hava soğuk hissediyor musun?
Neden yaptın bunu…
Susma sakın susma
evet sana soruyorum neden, hayallerimiz yok muydu yarınlara dair, dostluğumuz
yok muydu her engeli aşacak…
Neden yaptın söyle;
yollarımız ayrı olsa da kalplerimiz bir demiyor muyduk her zaman…”
“……………”
“ Her zaman
birbirimize destek olacağız sözü vermemiş miydik? Sen değil miydin en kötü
anımda bana sarılıp benimle ağlayan, ben değil miydim sana “senin için her şeyi
yaparım” diyen. Bu muydu dostluğun senin… Beni yapayalnız bırakmak mıydı?
Tutunacak tek dalımken o dalı kesmek miydi eline düşen görev. Ağlıyorum
yazarken diyorsun neye ağlıyorsun niye ağlıyorsun, kalbimde bıraktığın yara
gider mi ağladığın zaman sanıyorsun..”
“……………”
“Biz değil miydik
ayrılırken sarılıp yeminler eden; çatı katında evimiz olacak diyen. Hani sarı
vosvos alacaktık birlikte üstünü açtıracak onunla diyar diyar gezecektik …
Unuttun mu önce aşkımın sonbaharına gidecektik. Hani sen 'senin cesaretin yoktu
arkadaş bizde dayanamadık seni almaya geldik çabuk ol daha benim ömrümü
kaçıracağız' diyecektin de gelmezse elini kolunu bağlayıp bagaja atacaktın. Sen
dememiş miydin “ne olursa olsun seni gülerken görmek istiyorum sakın ağlama
dayanamam” diye.. Madem dayanamazdın şu anda gözümden akıttıkların ne peki
söyler misin bana. Neden akıyor gözümden yaşlar neden yapıyorsun bunu bana
neden üzüyorsun beni. Selda gittiği zaman benim yerime gitmemiş miydin ona veda
etmeye…Trafikte dikkat et Selda’mız gitti sende gitme diyen sen değil miydin
cano.. Ben bir sana güvenmemiş miydim halbuki…”
“……………”
“Sevdiklerim
giderken bir bir sen destek çıkmamış mıydın bu yüreğe… “Hayır sen değilsin kötü
böyle düşünme…” demiyor muydun hep bana ben nedensiz, bırakıp gidenin ardından
ağlar ve kendimi suçlarken… Şimdi kim yanımda olacak sabrım tükendiği
zamanlarda kim yeniden umutlandıracak kalbimi. Şimdi bende mi atmalıyım kendimi
köprüden…
Yaşama umudum bitti anla diyerek kaçamazsın anlamam çünkü… Anlamam yapmam bunu, anlasam da anlamam…Boşuna konuşma boşuna yazma bunları bana… Önce gidip ardından mektubu yollamak var mı..”
……………
……………
……………
“Hey nereye
gidiyorsun hesap vermeden… Bu mektupta neyin nesi sana soruyorum cano… Ben
kabul etmiyorum istifanı bilesin aç artık telefonumu açta konuşayım şöyle bir
güzel azarlayayım seni, ne demek ben gidiyorum ne demek sen hayallerimize sahip
çık… Ben tek başıma o hayalleri gerçekleştirsem ne olur söyler misin bana mutlu
olur muyum sen yokken yanımda… O diyarları gezebilir miyim sensin…hani ağlamam
kıyamazdın. Bak ağlıyorum hadi gene kıyama gel…”
……………….
………………
……………….
………………
“kimsenin ağlatmasına
gerek kalmadı artık Fidan’ım, bak yüzüme evet evet bak kaldır başını kaldır da
bak yüzüme. Görüyor musun gözümden akanları. Onlar gözyaşı da değil kan. Görüyor
musun nasıl ağlıyor bedenim.. nasıl titriyorum fark ediyor musun. Hava soğuk
hissediyor musun artık… sana kızgınım biliyor musun bu lanet olası dünyada beni
bir başıma bıraktın diye kızgınım sana. Bir gidenin ardından ağlamak yetmedi
ömrünü de verdin beni ona değiştin diye kızgınım duyuyor musun beni
…………...
……………
……………
“Kız bana, bağır
çağır kus içini ben biliyorum sen içinden etmezsin dostum.. yüreğinden söylemez
maralım bunları… Ve biliyorum gelir ziyaretime biliyorum yalnız bırakmaz beni
oralarda… belki dedesine hazırladığı gibi yemeklerle gelir yanıma birlikte doya
doya güle güle yeriz birlikte, ağlama maralım affet beni daha fazla konuşamam
seninle yüzüm yok ne olur affet ve sadece sevdim bunu bil. Ona da kızma ama
beni sevmedi diye ben kendi kendime yaptım… Son kez sarılıyorum şimdi sana son
kez kokluyorum seni dostum. Hoşça kal kendine iyi bak oralarda. Ben yukarıdan
bir yerden izleyeceğim seni sakın merak etme beni. Ve sakın sevme sakın sevme…”
…………..
…………
“Fidan…
Fidan…Duyuyor musun beni. Fidan nerdesin… Fidan….”
…………..
…………..
“Burası karanlık şaka yapma ne olur, çık hadi artık bak karanlık oldu daha eve gideceğiz…
…………..
“Burası karanlık şaka yapma ne olur, çık hadi artık bak karanlık oldu daha eve gideceğiz…
Fidan…
Gitmedin dimi Fidan...
Ne olur duy beni
duy çığlıklarımı…
Dostum, canom,
Fidan…
Şakaydı de gitmedim
de buradayım seni bırakır mıyım de ne olur canom gitme… Gitme…
……….
……….
………
Burada sis var bak göremiyorum yolumu hem havada soğudu ne yaparım sensiz dışarıda kim tutar elimi söyle kim umut katar yüreğime.. Bana kötüsün dediklerinde ve ben buna inandırdığımda kendimi sen kendi benliğime karşı beni korumayacak mısın artık… ne olur çık karşıma canım, fidanım ne olur ne olur duy sesimi…
……….
……….
………
Burada sis var bak göremiyorum yolumu hem havada soğudu ne yaparım sensiz dışarıda kim tutar elimi söyle kim umut katar yüreğime.. Bana kötüsün dediklerinde ve ben buna inandırdığımda kendimi sen kendi benliğime karşı beni korumayacak mısın artık… ne olur çık karşıma canım, fidanım ne olur ne olur duy sesimi…
………..
………..
Demek gerçekti hepsi demek gerçekti yazdıkların demek gittin ne diyebilirim ki artık sana… Beni yalnız bırakma demişsin sen beni bırakırken nasıl hala bunu diyebiliyorsun bana… hani ne olursa olsun yaşamdan vazgeçmeyecektik.. hani dünyayı kurtaracaktık daha.. hani küçük mor bir kafe açacaktık kendimize ve en çok evsizlere hizmet verecektik orada… şimdi ben tek başıma nasıl yaparım hepsini şimdi ben sensiz nasıl mutlu ederim yüreğimi. niye yaptın ki bunu bana fidanım niye kıydın kendine niye kıydın bana.. güven özürlü olmuşken yüreğim sevgiye hasretken ruhum ve sadece serumdan verilen kan gibiyken senin sesin sen niye mahrum ettin beni seninle konuşmaktan.. hak mı bu yaptığın revamı bana.. neden sende acı çektirdin yüreğime, neden kırdın kalbimi hiç düzelmemek üzere… ben şimdi korkmaz mıyım herkesin bırakıp gitmesinden ben şimdi iyice kapanmaz mıyım içime… Eriyorsun demiştin en son bana hatırlıyor musun istemsizce verdiğim on kilo sonunda.. ve yemek yemem adına söz verdirmiştin bana… ben senin için kilo almaya uğraşırken sen tüm lokmaları attırmadın mı bu hareketinle sanıyorsun.. şimdi sensiz yemek girer mi boğazımdan… sen olmayacaksan artık ilerde yemek yemenin ne önemi kalıyor ki hayatımda…
niye yazıyorum ki dimi canom neden yazıyorum ne yazıyorum ki ben biliyor muyum ne yazdığımı ben biliyor muyum söyle…
içimden bağırmak hıçkıra hıçkıra ağlamak geliyor ama yapamadığım için yazmıyor muyum sessiz çığlıklarımı buraya… gitme ne olur fidanım dostum gitme bırakma beni yalnız hava soğudu hissetmiyor musun sarıl bana ısıt yeniden yüreğimi gitme dayanamıyorum ne olur kal daha çok şey var yapacak yeniden sever yüreğin inan sever yeniden yeter ki gitme.. olmuyor dediğin anda çıkar sevdiğin biri karşına sonra oda yakar canını başkası gene çıkar.. Evet sen dememiş miydin bunu bana hep senin kolunda ağlarken hatta aynısı yaşamamış mıydı yüreğim ve sen “ben demiştim” dememiş miydin büyük bir gururla bana söylediklerini niye kendine söyleyemedin niye yapmadın bunu…beni niye aramadın kötüyüm demedin bana neden hemen kaçmayı denedin. evet haklısın bırakmazdım seni bırakmazdım haklısın.. bırakmazdım..
artık takatım kalmadı yazacak hiçbir şey bulamıyorum söyleyecek tek kelimem sana helal olsun dostluğuna..ş unu bil ki hiç affetmeyecek maralın seni.. ve bundan sonra kimseye güvenmeyecek.. sakın oralardan da izleme beni bırak ben iyiyim böyle bırak uzak dur benden…sakın koruma.. hatta bırak daha çok yaksınlar canımı yaksınlar ki senin yaktığın yerlerin acısı hafiflesin…
Güle güle de demiyorum sana artık tek diyebileceğim mutlu ol ve sakın beni düşünme…
14/01/2005
saat05:45(sensiz ilk gün ağarmakta)
Meral BİLGİÇ
Rüzgara Karşı
Grimsi bulutlar kaplamış gene gökyüzünü.. İstanbul’da bir serin rüzgar dolaşıyor boş sokaklarda. Üşüyorum ama umursamıyorum..Alışmış bedenim üşümelere..Bir ara titriyor hissediyorum ama kısa süreli biliyorum.
İşten çoktan çıkmışım..Bu kez hava tam kararmamış,erken çıkıyorum..İçimdeki hüznü dağıtmam gerekiyor biliyorum.Kendimi ve gölgemi alarak ilerliyorum.
Rüzgarın
tüm insanları kaçırdığı boş sokaklarda ağır ağır ilerliyorum.. Gözüm
iflasın eşiğine gelmiş ya nedendir inadına gene de bir şeyler görme
peşinde.İlerlerken ve rüzgar eserken birden bir ses duyuyorum arkamda…
“Yavrum buradayız..Gel..”
Dönmek
istiyorum ama dönemiyorum.Çoktan çıkmışım çünkü çoktan uzak düşmüşüm
onlara.. Sadece biraz daha duruyorum özlediğim sesleriyle avunayım diye…
Biraz daha derken esen rüzgarla birlikte canımın yandığını hissediyorum
ve ilerlemeye başlıyorum yolda.
Yolların
sonu denize ulaşıyor. Sahilde boş torbalar uçuşuyor rüzgarda.İnsanlar
yok olmuş, in cin top oynuyor parklarda.Kuytu bir köşede elindeki tineri
çeken bir adam görüyorum..Yanına oturmak geliyor içinden ama
oturamıyorum. Bana kızmasından korkuyorum, terslemesinden…Gene de
dayanamayıp yaklaşabildiğim kadar yaklaşıyorum ona..Yakınındaki bir
banka oturuyorum.Beni fark ediyor biliyorum ama fark etmemiş gibi
yapıyor. Sonra bir paket sigara bırakıp banktan kalkıyorum.O unuttuğumu
sanıyor yada ben öyle düşündüğünü sanıyorum.Öyle sanmasını arzuluyorum,
gururu incinmesin diyorum.
Rüzgar yüzümü yakmaya devam ederken bende ilerlemeye devam ediyorum yolda.
Engin mavilik çalkantıda.Sanki kızmışta köpürmüş insanlara.Nasıl kızmasın ki onu kirleten yaratıklara?Nasıl çağlamasın, köpürmesin daha? Dönüyorum köpüren sulara, başım önde..
“Özür dilerim..”
Diyorum.O köpürmeye devam ediyor, ben ise boş yolda yine ilerliyorum.
Titreyen bir çocuk görüyorum yolun ortasında.Gözünden akan damlalar.. Ağlıyor…
“Annecim, üşüyorum.”
Diyor, yüzünü hiç görmediği annesine sesleniyor..Rüzgarın uğultusu yok ediyor miniğin çığlıklarını…Gidiyorum, sarılıyorum ona…
“Annen yanındadır muhakkak.Sakın unutma.”
Diyorum,
“Sen annem misin?”
Diyor. Yüreğime saplanan bıçağın acısı gözlerimden çıkıyor.
“Keşke…”
Diyebiliyorum…Annesi olmadığımı anlayınca o ağlamaya başlıyor yeniden…Gölgem ,
“hadi..”
Diyince gitmem gerektiğini anlıyorum.Anlıyorum ya; küçük çocuk üşüyor bırakmak istemiyorum…
Eldivenlerimi çıkarıyorum, onun buz tutmuş minik ellerine giydiriyorum. Komik oluyor ama o yavaş yavaş gülümsemeye başlıyor, farkındayım sıcaklığı hissediyor. Sonra atkımı, beremi..Hepsini bir bir giydiriyorum.
“Sen üşüyeceksin..”
Diyor.
“Yok..Sen ısınırsan ben de sıcacık olurum inan..”
Diyorum..Gölgem hadi demeye devam ediyor.
“Tamam, bekle..”
Diyorum ve montumu çıkarıp minik çocuğa giydiriyorum. Yanağından kocaman bir öpücük, sevgi dolu bir kucak alıyorum ve yürümeye devam ediyorum. O ağlaması kesilmiş bir halde bağırıyor arkamdan..
“Sen annemsin işte..Anneler çocukları ısınırsa ısınırlar..Annemsin değil mi?”
Ben ses çıkarmıyorum, arkama bakmadan ilerliyorum.
“Eğer..Eğer annem değilsen, annem olur musun?”
Diyor bu sefer umutla, bu soruyla gözlerimden yaşlar akmaya başlıyor umutsuzca… Saçımdaki tokayı fırlatıyorum..Saçlarım rüzgarda havalanıyor.
Yollar bomboş ve ben rüzgarla çarpışıyorum inadına. Kim kimi yenecek bilmiyoruz ama o inadına daha sert esiyor, inadına daha fazla geliyor üzerime ya benim içimdeki fırtına da düşmeme, sendelememe izin vermiyor asla..İstanbul rüzgara esir, yollar bomboş, torbalar havalarda ve ben inadına yürüyorum rüzgara karşı yolda…Arkamda bıraktıklarımın kısık sesleri, dilimde bir şarkı ilerliyorum, durmadan ilerliyorum yolda…
Viraneden çıktım yola,
Koşa koşa indim kumsala,
Acı acı güldüm sonra,
Yüzümü kırbaçlayan rüzgara…
Engin mavilik çalkantıda.Sanki kızmışta köpürmüş insanlara.Nasıl kızmasın ki onu kirleten yaratıklara?Nasıl çağlamasın, köpürmesin daha? Dönüyorum köpüren sulara, başım önde..
“Özür dilerim..”
Diyorum.O köpürmeye devam ediyor, ben ise boş yolda yine ilerliyorum.
Titreyen bir çocuk görüyorum yolun ortasında.Gözünden akan damlalar.. Ağlıyor…
“Annecim, üşüyorum.”
Diyor, yüzünü hiç görmediği annesine sesleniyor..Rüzgarın uğultusu yok ediyor miniğin çığlıklarını…Gidiyorum, sarılıyorum ona…
“Annen yanındadır muhakkak.Sakın unutma.”
Diyorum,
“Sen annem misin?”
Diyor. Yüreğime saplanan bıçağın acısı gözlerimden çıkıyor.
“Keşke…”
Diyebiliyorum…Annesi olmadığımı anlayınca o ağlamaya başlıyor yeniden…Gölgem ,
“hadi..”
Diyince gitmem gerektiğini anlıyorum.Anlıyorum ya; küçük çocuk üşüyor bırakmak istemiyorum…
Eldivenlerimi çıkarıyorum, onun buz tutmuş minik ellerine giydiriyorum. Komik oluyor ama o yavaş yavaş gülümsemeye başlıyor, farkındayım sıcaklığı hissediyor. Sonra atkımı, beremi..Hepsini bir bir giydiriyorum.
“Sen üşüyeceksin..”
Diyor.
“Yok..Sen ısınırsan ben de sıcacık olurum inan..”
Diyorum..Gölgem hadi demeye devam ediyor.
“Tamam, bekle..”
Diyorum ve montumu çıkarıp minik çocuğa giydiriyorum. Yanağından kocaman bir öpücük, sevgi dolu bir kucak alıyorum ve yürümeye devam ediyorum. O ağlaması kesilmiş bir halde bağırıyor arkamdan..
“Sen annemsin işte..Anneler çocukları ısınırsa ısınırlar..Annemsin değil mi?”
Ben ses çıkarmıyorum, arkama bakmadan ilerliyorum.
“Eğer..Eğer annem değilsen, annem olur musun?”
Diyor bu sefer umutla, bu soruyla gözlerimden yaşlar akmaya başlıyor umutsuzca… Saçımdaki tokayı fırlatıyorum..Saçlarım rüzgarda havalanıyor.
Yollar bomboş ve ben rüzgarla çarpışıyorum inadına. Kim kimi yenecek bilmiyoruz ama o inadına daha sert esiyor, inadına daha fazla geliyor üzerime ya benim içimdeki fırtına da düşmeme, sendelememe izin vermiyor asla..İstanbul rüzgara esir, yollar bomboş, torbalar havalarda ve ben inadına yürüyorum rüzgara karşı yolda…Arkamda bıraktıklarımın kısık sesleri, dilimde bir şarkı ilerliyorum, durmadan ilerliyorum yolda…
Viraneden çıktım yola,
Koşa koşa indim kumsala,
Acı acı güldüm sonra,
Yüzümü kırbaçlayan rüzgara…
Meral Bilgiç Karahan
13 Nisan 2017 Perşembe
Acıyla Kapanır Son Perde...
Bir gün daha başlıyor işte ve bir gün bu yatakta söylenenleri duyarak ama cevap veremeyerek geçecek. Ne kötü bir durum bu bilemezsiniz , çünkü acıdan ölüyorum demek gerçekten ölmeye benzemiyor bunu şu an burada yatarken anlıyorum ve işte şimdi gerçekten acı çekiyorum.
Kıskançlık, üzüntü, unutulma korkusu...Vs...Vs...Vs... Her şey o kadar çok sıkıyor ki canınızı ve öleceğinizi bilmek ...
Çaresizlik...
Keşke ilk başlarda unutkanlıkla baş gösteren bu illet şimdi de işe yarasa da unuttursa bana her şeyi.
Önceleri sadece unuttuğum olayların neler olduğunu düşünmekle daha doğrusu neden unuttuğum sorusunun cevabını aramakla geçen günüm, bir uyku ilacının ardından rahatlamayla yastığa konulan bir baş ile son bulurdu.
Bir insan ölüme yakın olduğunu ne kadar hissedebilir.Çektiğimiz acıların ardından ölüyorum diye debelenirken acaba gerçekten öldüğümüzü anladığımızda neler yapabiliriz?
Bunları sadece düşüncede söylemek aslında ne kadar kolaymış bu günün anladım.
Gerçekten ölürken!
Çok değil, yeni yeni başlamıştı unutkanlığım, bir yere gider alacağım şeyi bırakın bir köşeye, geri dönmeyi unutur orada başka bir işe koyulurdum.İlk başta dalgınlık olarak gördüğüm bu davranış bir süre sonra daha belirgin hale gelmeye başladığında ise artık çok geç olmuştu.
Kendimi bir hastanenin dört kişilik odasının en solundaki yatakta yatıyor bulduğumda bile aslında olayın ciddiyetinde olduğum söylenemezdi.Taa ki bugün annem gelip elimden tutarken ona cevap veremeyene kadar.
En çok okumayı severdim,kendi halimde bir yaşantım vardı ve en fazla terk eden sevgilinin sözlerine üzülür yada girdiğim bir borcu öderken sıkıntıya düşerdim. Çektiğim sevda acısıyla ölüyorum diye ağladığım geceler bilirim çok fazladır.
Ne komik ölüyorum...
O kadar kolay mıydı ölmek?
Değildi..
Değilmiş...
Anladım...
Çünkü ,şimdi gerçekten ölüyorum...
Söylediğim sözle gerçekten can çekişenlere haksızlık yaptığımı biliyorum şimdi oysa.
Aslında o zamanlar, gerçeklikten uzak sıradan oyuncuların canlandırdığı bir tiyatro oyununda farkında olmadan rol aldığımızı bilmiyordum.
Şimdi gerçekten sahne alınca anlıyorum ki ölmek hepsinden farklı bir şey..
Ve gerçekten çok acı.
Ne diyordum, unutkanlık...
Bir zamanlar her şeyi unutmak isterdim,bir anlığına da olsa hatırlamamak ve bakın gerçekleşti.Sanırım duaların gerçekleşmesi böyle bir şey.Yada ben yine saçmalamaya başladım iyice.
Normaldir, kimseye sesinizi duyuramadığınızda ve ölüm yanı başınızda olduğunda ağlamanın yanında böyle saçmalıyorsunuz da işte. Ve; ne, saçmaladığınızı kimse duyuyor ne de ağladığınızı fark edip gözyaşınızı siliyor. Çünkü o bile içinize akıyor.Akarken ise paramparça ediyor tüm benliğinizi.
Yine annem geldi.Bir süre onunla konuşmaya çalışayım izin verin. Çünkü onu bir süre sonra belki de hiç göremeyeceğim.Daha doğrusu ben görür müyüm bilmiyorum ama o hiç göremeyecek. Ve öldükten sonra beni unutmasını istemiyorum. Dedim ya kıskançlık; ölürken insan kıskançlığı da yaşıyor. Ve kıskançlığınızı benim şu an söylediğim sözlerle anlıyorsunuz...Tabii bu kendi ölümünüz gerçekleşirken olacak, ben ne kadar anlatsam da sadece yaşarken farkına varacaksınız.Neyse ,ne diyordum, annem...
Şimdi ben ölünce ya annem beni unutursa. Sonuçta tek çocukları değilim ki ben.Benim acım hafifleyecek elbette ama; anne o unutur mu,unutmaz dimi?Ya unutursa...
Anne...Unutma beni...
Ama...Ya unutursan...Annem....
Annecim elini hissediyorum,sen de duyuyor musun beni?
Beni unutmasını istemiyorum.Annemin sevgisini orada da duyumsamak istiyorum ben. Şimdi yanımda sessiz sessiz ağladığını duyuyorum ya içim yanıyor elbet...Elbet acı çekiyorum ve elbet dinsin istiyorum gözyaşları ama bana olan sevgisi gözyaşlarıyla birlikte son bulmasın n’olur.Yo...Yooo gitmek istemiyorum.Allah’ım duyuyor musun beni?İsyan ettiğimi sanma ama daha çok erken değil mi benim için?
Anne gitmek istemiyorum.Tut elimi duyuyorum seni...Sen de duy nolur.
Baba sende mi geldin.Halam,halacım hoş geldin...
Duymuyor mu bizi..
Hayır.Hep böyle hareketsiz duruyor.
Duyuyorum sizi,neden anlamıyorsunuz.Parmağımı kıpırdatamıyorum .Off Allah’ım n’olur n’olur..Duyun sesimi...
Kızım biz buradayız...Duymuyorsunuz belki ama hissedersin biliyorum.
Babacım duyuyorum...
İşte böyle bir şey acı çekmek.Zamanında anneme kızardım hatırlıyorum da.Birçok arkadaşım gezerken ben izin alamaz otururdum evde.Bir şey olmasından korktuğunu söylerdi.Keşke ona hiç surat asmasaydım o zamanlar. Bak şimdi sarılacak kadar vaktim bile kalmadı.
Anne gitme...
İşte yine yalnız kaldım.Babam gelmiyor çoğu zaman kalbi dayanmıyor beni öyle yatarken görmeye biliyorum ama ,gelse..Bilse hissettiğimi ve görmek istediğimi gelirdi kesin.Böyle arada bir uğramak yerine sürekli yanı başımda olurdu.
Unutkanlıkta kalmıştım değil mi?Unutkanlığımı ayrıldığım sevgilimden sonra bana bıraktığı depresyonun sonucu olduğunu düşünerek çok zaman kaybı yaşadım. Annem sabah arardı örneğin akşam ben neden aramadın beni diye kızardım ona. Yada içerde misafir varken kahve yapmaya gider,onları bile unutur bulaşık yıkamaya koyulurdum.
Ama yine de unutkanlığı dalgınlığın ardına saklıyor kötü bir şey aramıyordum. Yüzümde o şekilsiz pütürler çıktığında bile herhalde mikrop kaptı yüzüm diye düşünmüştüm. Neden sonra altındaki bezeyi fark ettiğimde arkadaşımın zoruyla hastanede buldum kendimi. Gitmememin sebebi ihmalkarlık değildi.Hayır sadece korkuydu. Tek başınıza, ailenizden uzak yaşamaya başladığınızda kayıplarınız ve korkularınız daha fazla oluyor çünkü. Kötü çıkmasından korktuğumdan uzun bir süre savaş verdiğim doğrudur bu nedenle...
Ama bilseydim...
Bilseydim hiç ağlamazdım biliyor musunuz sevgilimin ardından ölüyorum diye.Bilseydim anneme hiç bağırmazdım; aslında onların yanından hiç ayrılmazdım bile.Ama artık çok geç bunları yapmak için...
Gerçekten çok geç.
Ne zaman her şey son bulacak bilmiyorum ama çok yakın olduğunu hissediyorum. Ve su an istediğim tek şey anneme onu ne kadar çok sevdiğimi söylemek.Sevgili Azrail duyuyor musun beni,buna izin verir misin bari en azından iki üç kelime etmeme?
Annem gene geldi, yemek yemiş iyi oldu, biraz yemesi gerek artık.Benim hastanede olduğumu öğrendiğinden beri tek gram bir şey yemiyor görüyorum.Ara sıra eski sevgilim geliyor.Ne garip ölüme bu kadar yakın değilken ve biz ayrıyken bile eski sevgilim dememiştim.Hep sevgilim diyor sonra düzeltiyordum yine unutkanlığın verdiği bir edayla.ama unutkanlıktan değildi hala onu sevdiğimdendi eskiyi yakıştıramamam.
Bugün yine gelecekti ,ne zaman gelir acaba?
Yavrum, güzel kızım...
Annem başladı yine sevmelerine beni. Saçımı okşadığını hissettiğimi bilse elini hiç çekmezdi öyle değil mi başımdan.Yada elimi bırakmazdı hiç..Ama bilmiyorum...Sesimi duyuramıyorum ki...Yine sicim gibi akmaya başladı işte gözyaşları..
Annem,güzel annem..Canım annem ağlama n’olur.Evet ölüyorum ;ama ağlama ,sen ağladıkça daha fazla yaralanıyorum.Daha güçsüzleşiyorum...Kapı açıldı,kim geldi acaba? Sevgilim, işte bak unutkanlık yine eski sevgilim burada....Annem sildi gözyaşlarını, hala umutla söz ediyor ona..İyileşecekmişim.Ne garip değil mi buna ne ben ne de o inanıyor. Annemde yalancı aslında... Tıpkı benim gibi.. ama bu kötü olduğunu göstermiyor. O benim öleceğimi bilse bile konduramıyor.Anne sonuçta.suçlamıyorum onu ama ..Ama keşke inansaydık ikimizde.
Ne kadar geç birçok şey için. Gözlerini gözlerimde hissetiğimde içimin eridiği sevgilim beni terk ederken nasılda yanmıştı canım .Ama şimdi ki kadar değil.Hiç bir acı gerçekten ölürken çektiğimiz kadar acı değil inanın. Yada inanmayın siz bilirsiniz zaten o an geldiğinde tıpkı benim gibi anlayacaksınız sizde ve sizin içinde tıpkı şu an benim için olduğu gibi çok geç olacak...
Elimi tutuyor beni sevdiğini söylüyor.Cevap veremiyorum.Oysa ki bu sözü duymak için kaç gece dua etmiştim.
Gerçekten acı çekiyor mu acaba?Ne önemi var ki..Aslında var mı bilmiyorum.Yani acı çekmesini istiyorum sanırım. Ama bu piskopatlıktan değil?Sadece değer verdiğini hissetmek istediğimden sanırım.Yoksa acı çekmesin asla.Onu seviyorum ben yanmasın canı...
Ama şimdi biraz olsun üzülüyor ya hani şey diyorum değer vermiş aslında seviş beni...
Sevmiş mi gerçekten?Yada bu çektiği şey acımaktan mı bana?
Ne fark eder ki ben öldükten sonra başkası olacak hayatında. Belki evlenecek.Ne tuhaf kıskançlığım büyüyor gitgide.Seveceği insan beni anımsatacak mı acaba?Yada evlendikten sonra ara sıra da olsa hatırlayacak mı beni.Belki kızı olur,benim adımı koyar.Koymasın ,yok yok koymasın adımı.Bizim kızımız olmadıktan sonra,onun kalbinden ben silinip sadece acı bir hatıra olduktan sonra ne önemi var ki ara sıra hatırlamasının beni? Yada koysun offf ne bileyim...İstediğim tek şey aslında gerçekten sevmiş olması beni?Bunu bilsem ondan sonra rahatım.Yani evet değilim ama olsun yine de biraz olsun içim şu ölümlü halimle mutluluk kaynağı olurdu bana.
Alnımı öptü yine.Gitme vakti sanırım...
Seni seviyorum...
Ben de seviyorum
Ama duymuyor bile beni.Bak dönüp ardını gitti bile işte.En azından annem burada.Kardeşimle konuşuyor.Yolda oda.Ne çok özledim.Gelse de şöyle sıkı sıkı....
Sarılamasam...
Kardeşimin kep törenini göremeyeceğim. Tamda bu sene mezun olacaktı.Bak şimdi onu bile sevinçle yaşayamayacak.Ablası ölüyor çünkü. Damat adayını bile göremedim.Halbuki ona kardeşime iyi bakmasını söyleyecektim.Olaya baki o beni çaresiz bir halde görecek şimdi. İyileşsem bile kale alır mı beni.İyileşeyim de almasın.düşündüğüme bak.
Kardeşimi görmeden ölmesem bari.Allah’ım sen yardım et.Nefesim daralıyor ,biliyorum az kaldı ama en azından onu görsem...
Ölüm anı nasıl olucak acaba? Ölmende önce birkaç söz söyleme hakkım olsa ne güzel olurdu.
Ne mi derdim...
Tek kelime...
Sizi seviyorum...
Bu yetmez mi,aslında yeter...Çünkü ölürken anlatmam gereken hiçbir şey yok, sevdiğimi son kez söyleyeyim yeter.
Akşam oldu bile ne çok düşünmüşüm,babam kapı önünde bekliyor,annem kapıyı açtığında başını içeri sokup bana baktığını hissediyorum.Gözyaşları benim içime akıyor çünkü.
Babacım gel,uzak durma bak az kaldı gitmeme.Gel şöyle doya doya bak kızına.Gerçi pek bakılcak bir halim kalmadı ama olsun...
Melike...
Kim gelmiş...
Duydular...Sonunda...
Ama,o zaman...
Tekrar çıkar mı acaba sesim?
Melikem...
Ablacım ben geldim bak sana çikolata da aldım.Artık iyileşince yersin yasakmış...
Gözlerini yeni silmişsin nasıl da belli.Yol boyunca ağladın mı sen.
Anne gülümsüyor ablam
Evet,seni özlemiş belli.Konuşamıyordu bile.Bu iyi...
İyi değil mi?
Evet iyi...
Kaç saat oturdu yanımda Melike bilmiyorum.Doktor gelip bir kişinin kalması gerektiğini söylediğinde vurabilirdim onu.Babam kardeşimden aldığı güçle yanıma gelmişti.Ablam , annem hepsi buradaydı.Zaten ölücem ,bıraksana be adam.ama yok ,doktor ya...
Ablacım ben kapıdayım...
Nefesim daralıyor.Sanırım son dileğimde gerçekleşti diye gidiciyim iyice.Kardeşimi de gördüm değil mi Azrail efendi.Eee sesimi de duydular,ama bari baştan söyleseydin de, sevdiğimi...
Hııııhhhh....ıhhhhhhhh...
Söy...le...
Kızım,yavrum.
Doktor....
An...gitm...
Hıııhhhhhh...
Elimi.tu..ıı
Tamam bırakmıyorum elini..
Doktorrrrrrr....
..
........
Yine konuşabiliyorum,evet ,nefes zorluğum gitti bir anda.Bu sesler ne...
Melike,kardeşim ağlama...
Annem nerede,anne...Anneeee...Anneeee.
Babacım ,gözyaşların sicim gibi.Ağlama n’olur.Ağlama baba,ağlama dayanamam ,n’olur ağlama...
Abla...Ablacım bak düzeldim...Sende mi ağlıyorsun,iyi ama neden.Ağlamasana geldim bak,iyileştim.
Ne kötü bir durum bu bilemezsiniz , çünkü acıdan ölüyorum demek gerçekten ölmeye benzemiyor bunu şimdi anlıyorum.Ablam ,babam ,kardeşim herkes bir köşede.Annem bir yatağa yatırılmış.
Gücü kalmamış çünkü öldüm…
Nefes alıyorum derken aslında almadığımı fark etmem çok geçmiyor;önümden beyaz örtüler serilmiş cesedimi geçirirken kardeşim sarıldığında ve ablam aynı şiddetle koştuğunda bana babam kalbine götürüyor elini.
Suskunum,uysalım...Kızım...
Sevgilim koşarak girdiğinde hastaneye sadece bakakalıyor bedenime. Melike neden sonra gidip sarılıyor ona.ayrıldınız da iyi mi oldu bak,ne kadar ömrünüz var ki yaşayacak.Madem seviyordun neden gittin...
Canım kardeşim.Sorulacak sorular için bile o kadar geçki...
Ve işte ölüm..Ölümün acısı...Canım acımıyor,yani öyle bildiğiniz acılardan değil hissettiğim.Bedenim önümde ve ablam,kardeşim hıçkıra hıçkıra ağlıyor,babam bir köşeye yığılmış.Annem kendinde değil,
Sizi seviyorum...
Diyorum ama duymuyorlar.Canları yanıyor..Ama benim kadar değil. ve bu onları son görüşüm.
İşte acı...
İşte gerçek acı...
Meral Bilgiç Karahan
Ben iyiyim, gerçekten iyiyim...
Canım Dedem…..
Ben iyiyim, gerçekten iyiyim...
Canım dedem, sana yazmaya başlamadan önce belirtmek istedim iyi olduğumu; çünkü biliyorum ki merak içindesin, kendi kendine soruyorsun…
'Bizim ufaklık neler yapıyor? '
Diye, biliyorum ki en son beraber yediğimiz yemekten sonra, ki aradan beş ay geçti, niye gelmiyorum diye merak ediyorsun. Biliyorum ki sende torununu özlüyorsun benim seni özlediğim kadar. Ama beni merak etme ben çok iyiyim dedecim, yanına gelemiyorum çünkü daha senin karşına başım dik geleceğim dönemde değilim; hala savaş veriyorum aklımdaki yere gelebilmek için... O zaman gelmek istiyorum yanına, o zaman görmeni istiyorum beni...Torununla gurur duy istiyorum...
Hatırlıyor musun üniversite sınavına gireceğim günleri? Hiç kimse inanmazken kazanacağıma; ailem ve sen vardın yanımda.
'Üniversiteyi kazan sana saat alacağım.'
Demiştin ve sınavı kazanıp ta Edremit'ten ayrılırken vermiştin saati. Nasıl tatlı söylemiştin, 'şimdi bana kim masaj yapacak.' Diye hatırlıyor musun? Halbuki sen çağırsan ben gece yarısı da olsa gelirdim Edremit'e; sırf sırtını ovalamak için, sırf o huzur veren yüzünü görebilmek için...Ama bilmiyordun...Bende sana sarılmıştım son kez ve söz vermiştim…
'Her gelişimde ilk sana uğrayacağım, baştan aşağıya sana masaj yapacağım. Hmm birde dedem, ilk maaşımla şöyle baş başa yemek yiyeceğiz. Tamam mı? '
Hoşuna gitmiş, o tatlı yüzün gülümsemişti.. Sonra ben bindim otobüse, seni bırakıp Edremit'te...
Zaman çabuk geçmiş üçüncü sınıfa gelmiştim. Sınavlarda başlamıştı ama nedense ben ders çalışamıyordum; içimde bir şeyler boğuyordu sanki beni, nefes alamıyordum... Derken annem aradı.. Senin rahatsızlandığını ve hastanede yattığını söyledi.
'Geleyim hemen.' Dedim,
'yok kızım çok önemli değil her zamankilerden.' Dedi, halbuki bunlar tamamen meraklandırmamak için söylenmiş kelimelerdi, anlamıştım annemin sesinin titrekliğinden... Telefonu kapattığımda ağlamaya başladım birden. Dayanamıyordum, annemin sesi çok içten geliyordu, tedirgin ediyordu beni. Seni düşündüm sonra...
'Sırtı ağrıyor mudur? ' Dedim kendi kendime...O sırada babam aradı,
'kızcağızım biliyorum ki aklın burada; ama olmasın merak etme, deden iyi.' Dedi; ama nedense gene de rahat etmedi içim...Sınavlara girdim aklımda sen, sınavlardan çıktım aklımda sen... Artık son sınavım vardı, en önemli sınavım...Ama aklımda hala sen vardın...Koymuştum aklıma sınav biter bitmez geliyordum yanına...O gün sınava çalışamadım çünkü içim iyice yanmaya başlamıştı ve aklımda hep sen vardın. Öyle ki hiçbir şey söndüremiyordu içimdeki yangını. Sonra dayanamadım evi aradım. Babam çıktı; annem hastanede senin yanındaydı. Sen iyice kötüleşmiştin ve artık babam sınav filan düşünmeden,
'gel kızım.' Diyordu.
'Son görüşün olacak onu, yetiş, görmeden kaybetme dedeni.'
Sonra anlatmaya devam etti; bir yanının felç olduğunu söyledi, sanki benimde kolum koptu yerinden, oynatamadım elimi...Bilincinin gittiğini artık kimseyi hatırlamadığını söylediler üzüldüm.
Canım dedem, sana yazmaya başlamadan önce belirtmek istedim iyi olduğumu; çünkü biliyorum ki merak içindesin, kendi kendine soruyorsun…
'Bizim ufaklık neler yapıyor? '
Diye, biliyorum ki en son beraber yediğimiz yemekten sonra, ki aradan beş ay geçti, niye gelmiyorum diye merak ediyorsun. Biliyorum ki sende torununu özlüyorsun benim seni özlediğim kadar. Ama beni merak etme ben çok iyiyim dedecim, yanına gelemiyorum çünkü daha senin karşına başım dik geleceğim dönemde değilim; hala savaş veriyorum aklımdaki yere gelebilmek için... O zaman gelmek istiyorum yanına, o zaman görmeni istiyorum beni...Torununla gurur duy istiyorum...
Hatırlıyor musun üniversite sınavına gireceğim günleri? Hiç kimse inanmazken kazanacağıma; ailem ve sen vardın yanımda.
'Üniversiteyi kazan sana saat alacağım.'
Demiştin ve sınavı kazanıp ta Edremit'ten ayrılırken vermiştin saati. Nasıl tatlı söylemiştin, 'şimdi bana kim masaj yapacak.' Diye hatırlıyor musun? Halbuki sen çağırsan ben gece yarısı da olsa gelirdim Edremit'e; sırf sırtını ovalamak için, sırf o huzur veren yüzünü görebilmek için...Ama bilmiyordun...Bende sana sarılmıştım son kez ve söz vermiştim…
'Her gelişimde ilk sana uğrayacağım, baştan aşağıya sana masaj yapacağım. Hmm birde dedem, ilk maaşımla şöyle baş başa yemek yiyeceğiz. Tamam mı? '
Hoşuna gitmiş, o tatlı yüzün gülümsemişti.. Sonra ben bindim otobüse, seni bırakıp Edremit'te...
Zaman çabuk geçmiş üçüncü sınıfa gelmiştim. Sınavlarda başlamıştı ama nedense ben ders çalışamıyordum; içimde bir şeyler boğuyordu sanki beni, nefes alamıyordum... Derken annem aradı.. Senin rahatsızlandığını ve hastanede yattığını söyledi.
'Geleyim hemen.' Dedim,
'yok kızım çok önemli değil her zamankilerden.' Dedi, halbuki bunlar tamamen meraklandırmamak için söylenmiş kelimelerdi, anlamıştım annemin sesinin titrekliğinden... Telefonu kapattığımda ağlamaya başladım birden. Dayanamıyordum, annemin sesi çok içten geliyordu, tedirgin ediyordu beni. Seni düşündüm sonra...
'Sırtı ağrıyor mudur? ' Dedim kendi kendime...O sırada babam aradı,
'kızcağızım biliyorum ki aklın burada; ama olmasın merak etme, deden iyi.' Dedi; ama nedense gene de rahat etmedi içim...Sınavlara girdim aklımda sen, sınavlardan çıktım aklımda sen... Artık son sınavım vardı, en önemli sınavım...Ama aklımda hala sen vardın...Koymuştum aklıma sınav biter bitmez geliyordum yanına...O gün sınava çalışamadım çünkü içim iyice yanmaya başlamıştı ve aklımda hep sen vardın. Öyle ki hiçbir şey söndüremiyordu içimdeki yangını. Sonra dayanamadım evi aradım. Babam çıktı; annem hastanede senin yanındaydı. Sen iyice kötüleşmiştin ve artık babam sınav filan düşünmeden,
'gel kızım.' Diyordu.
'Son görüşün olacak onu, yetiş, görmeden kaybetme dedeni.'
Sonra anlatmaya devam etti; bir yanının felç olduğunu söyledi, sanki benimde kolum koptu yerinden, oynatamadım elimi...Bilincinin gittiğini artık kimseyi hatırlamadığını söylediler üzüldüm.
Telefonu kapattım ve öylece kaldım. Ne yapacağımı şaşırdım. Hemen binip gelsem dersten kalır, seni utandırmış olurdum. Yarın sınavdan sonra gelsem belki de çok geç kalacaktım; telefon elimden düştü, ben bakakaldım...Yatağıma girdim, verdiğin saat elimde, bütün kalbimle seni düşündüm önce; beni hissedesin, sesimi duyasın diye. Sana seslendim,
'dedecim yanındayım.'
Sonra Allah'a dua ettim,
'n’olur onu görmeden alma yanına, n’olur göreyim dedemi.'
'Meleklerini gönder yanına, söylesinler beni beklemesini.'
'Dedem o benim görmeden alma.' Dedim, yalvardım...
Sabah uyandığımda hemen okula koştum, sınava girdim ve doğruca garajın yolunu tuttum...Tam üç saat sonra yanındaydım senin. Annem ve ananem de yanındaydılar...Sen bir yanın felç duruyordun öylece yatakta, zayıflamıştın, deyim yerindeyse çökmüştün resmen... Ama hala güçlüydün be dede, hala beni hiçbir şey deviremez der gibiydin...Yada bana öyle geldi seni sevdiğimden bilmiyorum, bilemiyorum...
Yanına oturdum, bana bakıyordun...Korktum o an beni hatırlamayacaksın diye...
'Ya tanımazsa. '
Diyordum içimden ki sen hissetmişsin gibi korkularımı,
'Meral.'
Dedin zar zor oynattığın ağzınla...Ananem bakakaldı, şaşırdı. Geldi yanına tekrar sordu...
'Kim gelmiş seni görmeye? '
Sen büyük bir zorlukla tekrarladın ismimi...O kadar mutlu olmuştum ki ve korkularım birdenbire öyle bir kaybolmuştu ki; gözlerindeki ışığı fark ettim ardından...Evet sende benim gelmeme mutlu olmuştun. Hemen elini tuttum,
'dedecim sırtını ovalayayım mı, ağrıyor mu gene eskisi gibi? ' Dedim, elimi sıktın...
'Tamam, şimdi bir tanecik ağrın kalmayacak' Diyerek, sırtını ovaladım; bütün kalbimle ağrılarının bana geçmesi için dua ettim Rabbime...Seni görmüştüm ya, değil senin ağrıların kolum gitse umurumda olmazdı artık...
Hatırlıyor musun dedem, öpmüştüm her yerini...Dudakların kımıldamış ve zar zor sende kondurmuştun bir öpücük gülümseyerek...Sonra ben kalmak istedim yanında. Annem,
'kabul etmezler.' Dedi,
'kapıda beklerim, hastane girişinde n’olur.' Dedim,
'olmaz üşürsün, yarın gel yine, hadi kızım geç kalma.' Dedi, ananem onu onayladı başıyla... Boynum eğik kabul ettim...
sana baktım,
'dedecim ben yarın gene geleceğim ama şimdi gidiyorum.' Dedim üzgün...Bana baktın gitme der gibi... Gözlerimi çekip gidemiyordum... Uzun uzun baktın bana, bende sana... Derken öptüm seni ve Edremit'in yolunu tuttum.. Yorgunluktan göz kapaklarımın kapandığını fark edemeden sen geldin rüyama,
'meleklerin geldi. 'Dedin gülümseyerek. Öptün beni...
'Seni seviyorum miniğim.'
Uyandığımda Edremit'teydim... Otobüsten inip de eve vardığımda, babam üzgün;
'dedeni kaybettik. ' Dedi, yıkıldım o an, kahroldum dedem... O zaman anladım rüyamdaki gerçek sendin...Veda ediyordun bana...Dua etmiştim ve Allah'ım meleklerini yollayıp beni beklemeni söylemişti ve sende beklemiştin. Beni gördün ve bekleme zamanın bitince de gitmen gereken yere gittin.
…………
…………
Canım dedem, özür diliyorum beni beklerken çektiğin acılar için ve tekrar tekrar teşekkür ediyorum beni görmeden gitmediğin, beni beklediğin için. Babam dedeni kaybettik dediğinde üzüldüm; keşke kalsaydım, son dakikalarda elini tutabilseydim dedim, kendi kendime lanetler yağdırdım...
Ama olmamıştı. Kalmamıştım...Kalamamıştım...Yemeğimizi yiyemeden bırakıp gitmiştin beni, daha okul bitmeden gitmiştin...Seni toprağa karışırken düşünemiyordum; şimdi ben kimin sırtını ovalayacaktım dedecim, şimdi ben sensiz ne yapacaktım?
………..
………..
Aradan yıllar geçti ve 2004 Nisan’ı geldim yanına...Bütün köy beni deli sanmıştı da annem gülerek anlatmıştı bunu bana...Ananemle yemek yapmıştık... Hepsinden birer tabak alıp gelmiştim yanına. Hatırlıyorsun değil mi? Bedenin olmasa da ruhun vardı yanımda biliyordum ve değil tüm köyün dünyanın bana deli demesi umurumda değildi o an. Mezarının başında açtım yemekleri, soğuyana kadar bekledim...Senin ruhun yemeğin özünü yesin istedim...Sonra sen doydun bende kalanını yedim...Herkes arkamdan deli dese de ben mutluydum. Sözümü tutmuştum...Canım dedemle, seninle sonunda baş başa yemek yiyebilmiştik...
Sabah uyandığımda hemen okula koştum, sınava girdim ve doğruca garajın yolunu tuttum...Tam üç saat sonra yanındaydım senin. Annem ve ananem de yanındaydılar...Sen bir yanın felç duruyordun öylece yatakta, zayıflamıştın, deyim yerindeyse çökmüştün resmen... Ama hala güçlüydün be dede, hala beni hiçbir şey deviremez der gibiydin...Yada bana öyle geldi seni sevdiğimden bilmiyorum, bilemiyorum...
Yanına oturdum, bana bakıyordun...Korktum o an beni hatırlamayacaksın diye...
'Ya tanımazsa. '
Diyordum içimden ki sen hissetmişsin gibi korkularımı,
'Meral.'
Dedin zar zor oynattığın ağzınla...Ananem bakakaldı, şaşırdı. Geldi yanına tekrar sordu...
'Kim gelmiş seni görmeye? '
Sen büyük bir zorlukla tekrarladın ismimi...O kadar mutlu olmuştum ki ve korkularım birdenbire öyle bir kaybolmuştu ki; gözlerindeki ışığı fark ettim ardından...Evet sende benim gelmeme mutlu olmuştun. Hemen elini tuttum,
'dedecim sırtını ovalayayım mı, ağrıyor mu gene eskisi gibi? ' Dedim, elimi sıktın...
'Tamam, şimdi bir tanecik ağrın kalmayacak' Diyerek, sırtını ovaladım; bütün kalbimle ağrılarının bana geçmesi için dua ettim Rabbime...Seni görmüştüm ya, değil senin ağrıların kolum gitse umurumda olmazdı artık...
Hatırlıyor musun dedem, öpmüştüm her yerini...Dudakların kımıldamış ve zar zor sende kondurmuştun bir öpücük gülümseyerek...Sonra ben kalmak istedim yanında. Annem,
'kabul etmezler.' Dedi,
'kapıda beklerim, hastane girişinde n’olur.' Dedim,
'olmaz üşürsün, yarın gel yine, hadi kızım geç kalma.' Dedi, ananem onu onayladı başıyla... Boynum eğik kabul ettim...
sana baktım,
'dedecim ben yarın gene geleceğim ama şimdi gidiyorum.' Dedim üzgün...Bana baktın gitme der gibi... Gözlerimi çekip gidemiyordum... Uzun uzun baktın bana, bende sana... Derken öptüm seni ve Edremit'in yolunu tuttum.. Yorgunluktan göz kapaklarımın kapandığını fark edemeden sen geldin rüyama,
'meleklerin geldi. 'Dedin gülümseyerek. Öptün beni...
'Seni seviyorum miniğim.'
Uyandığımda Edremit'teydim... Otobüsten inip de eve vardığımda, babam üzgün;
'dedeni kaybettik. ' Dedi, yıkıldım o an, kahroldum dedem... O zaman anladım rüyamdaki gerçek sendin...Veda ediyordun bana...Dua etmiştim ve Allah'ım meleklerini yollayıp beni beklemeni söylemişti ve sende beklemiştin. Beni gördün ve bekleme zamanın bitince de gitmen gereken yere gittin.
…………
…………
Canım dedem, özür diliyorum beni beklerken çektiğin acılar için ve tekrar tekrar teşekkür ediyorum beni görmeden gitmediğin, beni beklediğin için. Babam dedeni kaybettik dediğinde üzüldüm; keşke kalsaydım, son dakikalarda elini tutabilseydim dedim, kendi kendime lanetler yağdırdım...
Ama olmamıştı. Kalmamıştım...Kalamamıştım...Yemeğimizi yiyemeden bırakıp gitmiştin beni, daha okul bitmeden gitmiştin...Seni toprağa karışırken düşünemiyordum; şimdi ben kimin sırtını ovalayacaktım dedecim, şimdi ben sensiz ne yapacaktım?
………..
………..
Aradan yıllar geçti ve 2004 Nisan’ı geldim yanına...Bütün köy beni deli sanmıştı da annem gülerek anlatmıştı bunu bana...Ananemle yemek yapmıştık... Hepsinden birer tabak alıp gelmiştim yanına. Hatırlıyorsun değil mi? Bedenin olmasa da ruhun vardı yanımda biliyordum ve değil tüm köyün dünyanın bana deli demesi umurumda değildi o an. Mezarının başında açtım yemekleri, soğuyana kadar bekledim...Senin ruhun yemeğin özünü yesin istedim...Sonra sen doydun bende kalanını yedim...Herkes arkamdan deli dese de ben mutluydum. Sözümü tutmuştum...Canım dedemle, seninle sonunda baş başa yemek yiyebilmiştik...
İşte o zamandan beri gelemiyorum yanına...
Her yanım özleminle doldu ama merak etme az kaldı gelmeme...
Çok yakında geleceğim ziyaretine..
Seni seviyorum ve hep aklımdasın bunu bil yeter…
Bide...
Bide, beni merak etme...
Ben iyiyim, gerçekten iyiyim...
Meral Bilgiç Karahan
Ben iyiyim, gerçekten iyiyim...
Meral Bilgiç Karahan
Bugün bayram günü annecim
Bugün bayram günü annecim….
Bayram sabahı tüm aile birlikte olur, bayram sabahı sevenler iyice kenetlenir birbirlerine. Dargınlar barışır… Ağlayan yüzler güler bayram sabahında…
Bugün bayram günü annecim; bak, sen demeden kalktım erkenden. Ezan sesiyle açtım perdeleri. Önce bir güzel topladım odamı, pırıl pırıl yaptım her eşyamı. Sonra duşa girdim hemen…
Senin istediğin gibi...
Senin hep bize dediğin gibi…
Temiz temiz giyindim ve her bayram sabahı yaptığın gibi beni sıcacık öpmeni bekledim.
Bu sabah sen gelip kaldırmadan uyandım annecim. Bak naza çekmedim kendimi.
“N’olur anne biraz daha yatayım.” Demeden kalktım buz gibi yatağımdan. Kahvaltı hazırladım beş kişilik; ama tek kişinin yiyebildiği. Kahvaltımı yaptım annecim sizinle birlikte siz hissetmeden. Babam gene gazetesini okurken ve bana laf atarken arada, “bak senden bir tane daha, dünyayı kurtaracağını sanıyor” derken…
Bende her zamanki gibi, “ama baba.” Diyerek sitem ediyorum ona. Sonra bayramı hatırlayıp unutuyorum babamın şakası ardından yaşadığım kırgınlığı.
Bu sabah bayram sabahı annem. Bak kahvaltı bulaşıklarını da yıkadı kızın. Her şeyi yaptım, istediğin gibi yaşadım bayram sabahını gördün mü?
Hadi bayramlaşma vakti artık…
Uzat elini öpeyim annem…
………
Annem…
Annecim…
Uzat elini…
Anne…
Hadi uzat ta öpeyim elini…
………
………
………
Gene erken geldi sabah, gene rüyamın en güzel yerinde uyandırdı beni güneş. Yatağım gene ıslandı gözümden akan damlalarla.
Sen o akan yaşları görme annem.
………
………
N’olur ağlama.
Sen ağlayasın diye akmıyor onlar.
Sen üzülesin diye ağlamıyorum inan.
Hasretten bu ağlayışım biliyorsun. Özlemle dolan yüreğimin taşıyamadı yılgınlığın dışa vurumu sadece. Yanınızda olamayışımdan inan. Sen bakma bana n’olur. Sakın sende ağlama ben ağlıyorum diye…
Ben özledim mi azıcık bilirsin dayanamaz akar yaşlar gözlerimden. Hele bu özlem büyüdü mü yüreğimde, dağ gibi oldu mu hasretim hiç durduramam onları bilirsin…
Ama gene de sen ağlama annem…
Dayanamam ağlama…
………
………
Evet ben ağlıyorum ama sen ağlama n’olur...
Bana da, “ağlama yavrum” deme sakın…
Özledim elimde değil annem…
Buram buram kokuyorsunuz burnumda.
Yüreğim yangın yeri… Y
üreğim yılgın…
Sığınmayı özledim sana annem.
Sarmanı…
“Kızım… Yavrum...” Demeni özledim anla. Bayram sabahları erkenden kaldırmalarını özledim. Birlikte kahvaltıyı hazırlamamızı ve büyük bir zevkle ailenin geri kalanını suyla uyandırmayı. Sabah kahkahaları atmayı özledim sizlerle birlikte.
Seni özledim annem.
Babamı…
Kardeşlerimi özledim…
Ondandır bu ağlayış, ondandır inan...
……
……
Bayram sabahı yaklaşıyor be annem…
Ve ben gene gelemiyorum yanınıza…
Gene yalnızlık gözüktü kızına bayramda.
………
……
Gelip alır mısın beni annem?
Güçsüzüm, duramıyorum ayakta desem gelip alır mısın kuzucunu…
En azından bu bayrama özel sırf elini öpmem için alır mısın oraya beni de?
………
………
Ben gelemiyorum hadi sen gel al beni annem.
Götür beni evime…
Bayram sabahı gene öp beni içten.
Uzat elini bayramlaşalım annem.
Ya da hiç olmadı, gel uyandır beni bu kabustan bir bayram sabahı…
O güzel sesini duyayım…
“Kızım, bugün bayram.. Hadi kalk yavrum…”
Meral Bilgiç Karahan
Sensizlikten Korkuyorum Baba...
Yazmıyorum uzun zamandır, aslında yazmak istiyor ama durduruyorum yüreğimi.
Korkuyorum çünkü; hani yazarsam&...
Hani dökersem içimi tüm korkularımın gerçekleşmesinden korkuyorum.
Seni kaybetmekten...
Sensizlikten, evet sensizlikten çok kokuyorum.
Öyle ki düşünmek bile korkutuyor beni, hani düşünürsem o an gerçek olacakmış ve her şey geçmişte bir anı olarak her daim acı verecekmiş gibi geliyor bana. Acısını geçtim seni bir daha görememek korkusu büsbütün susturuyor düşüncelerimi.
Ne çok kızmışımdır sana kim bilir ve belki ne çok kızdırmışımdır.
Ama yine de her şeye rağmen ve tabii ki herkese rağmen, sevmekten vazgeçmedim seni.
Ve biliyorum ki sen de beni.
Aslında hiçbir gün gecenin bir yarısı seni kaybetme korkusuyla ter içinde uyanacağımı düşünmedim ben. Hiç aklıma gelmedi bir gün gidebilme ihtimalin.
Hani söz vermiştin ya bir kere bana, sarılıp sımsıkı asla gitmeyeceğim ve gitmene izin vermeyeceğim diyerek alnıma sıcacık bir öpücük kondurmuştun güvenle de; ben kocaman bir gülümseme ile cevap vermiştim ya sana...
İşte o zamandan beri korkmuyordum hiçbir şeyden.
Ve o günden beri, hiç bu korkuyla baş başa kalacağımı düşünmedi yüreğim.
Belki de şimdiki çaresizliğimin ana nedeni bu kim bilir, belki de hep var olacağın düşüncesi ile tüm güçsüzlüğümü attım kenara da; sırtımı dayayıp sana, hep arkamda olduğunu bilmek huzurla doldurdu içimi.
Sen kendimi hep iyi hissetmemi sağladın varlığınla. Sen hep biraz daha ileriye gitmem için neler gerekli öğrettin. En önemlisi de her ne olursa olsun vazgeçmemeyi gösterdin.
Off....
Yazamıyorum hala, bak ne kadar da uzak kelimelerim, aslında düşüncelerim ne kadar da basit. Söylemek istediklerim o kadar yalın ki aslında.
Aslında içimden geçenler.
İçimden geçenler küçücük bir kız çocuğunun çığlıkları ile gözyaşı olup akıyor yanaklarıma.
Öyle ki yırtıyor benliğimin tüm zerrelerini ve ben yine de susuyorum...
Yazmıyorum, uzun zamandır yazmıyorum.
Senin gidebilme ihtimalini öğrendiğimden beri hiçbir şey yazamıyorum.
Ve her gece bir çocuk dikilip karşıma ağlıyor, deli gibi ağlıyor yüreğimde.
Çığlık çığlığa sesleniyor sana...
Baba seni çok seviyorum, ne olur gitme...
Ben kulaklarımı tıkıyorum, çünkü senin gidebilme ihtimalini hiç sevmiyorum…
Sen de sevme ne olur, hani gitmemeye söz vermiştin ya o küçük kızına, büyüse de verdiğin sözü unutma ve gitme.
Çünkü başa çıkamaz sensizliğin acısıyla. Başa çıkamaz babasını bir daha görememe ihtimaliyle.
Bu yüzden gitme.
Sakın bizi terk etme.
Küçük bir kız çocuğu bağırıyor içimde feryat figan, baba gitme... Sakın gitme. Bizi terk etme. Daha büyümedim ben, hem bak gitmezsen söz polis olacağım bu sefer. Bu sefer dinleyeceğim seni. Tutturmayacağım ben gazeteci olacağım, tutturmayacağım polis yapamazsınız beni diye. Ben istediğim mesleği yapacağım demeyeceğim söz.
Gitme, gitme ki gör...
Bırak benimle gurur duyabilmeni sağlayayım sana. Hani hiçbir işe yaramadığımı düşünüyorum da sen varlığımın ne kadar önemli olduğunu anlatıyorsun ya bana.
Gitme, gitme ve gör; senin de ne kadar önemli olduğunu bizler için.
Hem bana takıldığında kızmayacağım da sana artık, sinirlendirmek için ne yaparsan yap kızmayacağım, hatta istediğin kadar kızdır beni. Tek kelime etmeyeceğim sana…
Yeter ki gitme...
Gitme yeter ki, sakın bizi bırakma burada sensiz.
Yada boş ver her şeyi, bir neden sunmam gerekmez ki sana.
Sen babamsın, sen güç verensin yüreğime. Sen varlığınla kendimi hep güvende hissettirensin. Bazen kızsam da sana, yada kızdırsam da hep sevdiğim ve sevmekten asla vazgeçmeyeceğim tek adamsın dünyada.
Seni seviyorum ben, çok seviyorum ve gitmeni istemiyorum anla.
Hatta hani dersin ya hep sen.
İzin vermiyorum...
Evet yanlış duymadın beni, izin vermiyorum gitmene.
Hakkın yok çünkü beni sensiz bırakmaya, hiçbirimizi çaresiz bırakıp gitmeye hakkın yok; hastaysan iyileşmeyi bilmelisin.
Sen babasın, güçlü olansın.
Hastalansa bile vazgeçmeyen güçlü olmaktan.
Kızlarını asla bırakmayan.
Bu yüzden izin vermiyorum ben gitmene.
Büyüdüğüme bakma baba, hala küçücük bir kız çocuğuyum ben. Hala sana ihtiyacı olan, hala döndüğünde arkasını babasını görmek isteyen.
Bu yüzden gitme.
Ne olur gitme, güçlü ol ve yen bu içine düştüğün durumu.
Hani horlamandan dolayı uyuyamazdım ya eskiden, şimdi horlamadığın anda kalkıyorum yatağımdan. Kan ter içinde koşuyorum yanına. Sen duymuyorsun beni belki ama, nefes alışını dinliyorum usulca. İçimdeki korku öyle belirginleşiyor ki, yatağıma döndüğümde kulağım hep sende. Kızdığım horlaman bu sefer rahat nefes aldırıyor bana.
Elimde değil, istemiyorum gitmeni, ben hiç sensiz kalmadım çünkü. Sensiz nasıl yaşanır bilmem, nasıl durulur ayakta. Sen olmadan nasıldır dünya bilmem ve bilmekte istemem. Bu yüzden hani diyorsun ya kalbini tutup, aslanlar gibi girip Allah'ın izniyle çıkacağım diye. Dediğin gibi yap olur mu, çıkmamazlık yapma sakın, sakın bırakıp gitme bizi o masada.
Korkularım, bak yine çıktılar gün yüzüne.
Susuyorum bu yüzden, çünkü gerçek olmalarını istemiyorum.
Susuyorum çünkü biliyorum sen kızın üzülse hissedersin, içimdeki küçük çocuğun çığlıkları duyarsın mutlaka ve terk etmezsin onu.
Ama o söylemekten korkar, düşünmekten hatta bu nedenle kelimelerini atar çöpe.
Bu yüzden yazmaz uzun zamandır.
Bu yüzden yazamaz...
Sırf sen gitme diye, yada gitme ihtimalini düşünmek bile yorduğu için onu, çok üzdüğü için susar kızın.
Anla işte; yazmıyorum uzun zamandır, aslında yazmak istiyor ama durduruyorum yüreğimi. Korkuyorum çünkü; hani yazarsam...
Hani dökersem içimi tüm korkularımın gerçekleşmesinden korkuyorum.
Seni kaybetmekten.
Sensizlikten, evet sensizlikten çok kokuyorum.
Lütfen bırakma beni sensiz, ne olur bu yüzden gitme.
Sakın yatacağın o masada bizi terk etme.
Ve sakın unutma, sen dünyada sevmekten vazgeçmeyeceğim tek adamsın...
Çünkü sen babamsın.
Ve kızın sensizlikten çok korkuyor baba...
Meral Bilgiç Karahan
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Sen Gittin mi Şimdi Gerçekten?
Ne yazacağımı bilmeden aldım kalemi elime, bir insan ne yazabilir ki çok sevdiği birinin ardından. Harfleri yakalasa bile anlamlı kelimeler ...
-
Küçük bir beyazlığın ardından geliyor uyku, iniyor yavaş yavaş bedenime, göz kapaklarım kayıyor, yer çekimine yeni...
-
Canım Dedem….. Ben iyiyim, gerçekten iyiyim... Canım dedem, sana yazmaya başlamadan önce belirtmek istedim iyi oldu...
-
Ne kadar kolay herkes için konuşmak... Siz hiç daha birkaç aylık olan oğlunuza bakıp 18 sene sonrasını düşündünüz mü? Siz hiç askerlik çağın...




