Ne olur yağma,
dur artık... Lütfen dur..
..........
..........
(Kar Tanesi)
Anlamıyorum...
Neden?... Neden dur diyorsun şimdi bana? Neden çağırmışken bütün kalbinle beni
ve ben şimdi yağarken senin istediğin gibi... Neden dur diye haykırıyorsun,
üzerine düşerken mutlu olman için...
Ne istiyorsun
sen?
Derdin ne
söyler misin?
Oyun mu
istiyor canın yoksa?
Görmüyor musun
çocuklar ne kadar mutlu, duymuyor musun seslerini... Hem sen değil miydin her
yer bembeyaz olsun, kardan kadın yapalım, kartopu oynayalım diye tutturan
arkadaşlarına... Öyleyse neden şimdi dur diyorsun her yağışımda...
Neden
istemiyorsun artık beni?
..........
..........
Tamam her şeyi
bembeyaz bir örtüye bürüdün. Evet her şey çok güzel gözüküyor gözümüze. Belki
kar topu oynamak çok zevkli, kardan kadını kendi kıyafetlerimizle sarmalamak
hatta... Haklısın, ama dur.
Lütfen dur...
Biliyorum,
farkındayım çocuklar çok mutlu senin yağmandan üzerimize ve tüm sokaklar çocuk
çığlıklarıyla dolu...
Ama dur, yağma
artık...
İnan...
İnan beni en
çok çocukların mutluluk çığlıkları sevince boğar, en çok onların yüzü güldü mü
güler gözlerimin içi...Ve en çok seni izlemeyi severim yağarken, en çok senin
altında yürümektir hoşuma giden... Hatta sen beyazlığınla bürümeden önce
yeryüzünü; çok istemiştim yağmanı evet... Haklısın o yüzden şimdi bu çağrıma
kızmakta; ama inan var bir sebebi, inan durman gerekiyor artık. Yağmaman
hatta...
Eğer merak
ediyorsan, sana da anlatırım sebebini bana söz verirsen yağmayacağına dair...
Anlatırım bu kadar yağma diye seslenmemin sebebini, yeter ki dinle beni...
Biliyorum ki dinlersen sende hak vereceksin yüreğime, sende anlayacaksın demek
istediğimi...
.........
.........
(Kar Tanesi)
Anlamıyorum bu
kadar önemli olan ne yağmamam için? Nedir bu kadar sorun yaptığın
algılayamıyorum inan... Ama madem anlatmaktır dilediğin, madem dinleyince hak
vereceğim sana... Anlat... Anlat lütfen, anlat ta bileyim bende sorun nerde.
Bileyim nedir hak vereceğim...
.........
.........
Cemile Abla`yı
tanır mısın bilmiyorum...
Ve tabii
Derya...
Bende yeni
tanıştım onlarla...
Kırk sekiz
saat olmadı karşılaşmamızın arasından geçen zaman. Ben üzerimdeki kalın
kazaklara rağmen üşüyordum delice ama gene de yağmanı istiyordum tüm kalbimle
inan... Sonra Cemile Abla`yla karşılaştım üzerinde eski bir elbise; elinde bir
araba, çöpleri karıştırıyordu yanındaki on yaşındaki kızıyla... Derya büyümüşte
küçülmüş, bakışlarından zekası fışkırıyor dışarıya. Ama üşümüş, ama o incecik
kıyafetinin altında bedeni titriyor. Kıpkırmızı olmuş yanakları Derya`nın...
Öyle yaşıtları gibi iyi beslenmekten de değil üstelik yanaklarının allığı inan.
Soğuktan kızarmış elleri, yanakları, o minicik burnu küçük kızın.
Ayakkabısından su giriyor belli; yırtık pırtık bir ayakkabı ayağındaki.
Annesine sarılıyor sık sık,
“Çok soğuk
anne.” Diyor, biz Cemile Abla`yla konuşurken laf arasına girerek.. Cemile Abla üzgün,
çaresiz bakışlarla bana bakarken sarılıyor yavrusuna,
“tamam kızım,
az kaldı işimiz... Eve gidince yakarız sobamızı sıcacık olur...” hafiften
kızarak devam ediyor...
“Hem ne kadar
dirençsiz olmuşsun sen öyle bakayım, o kadar soğuk değil dışarısı..” Diyor
kızına, üşüyen bedenini hissettirmeden ona... Bana da belli etmemeye çalışıyor
soğuğun aslında kemiklerine kadar işlediğini; ama ben görüyorum onunda aslında
titrediğini... Sonra konuşmamız yarım kalıyor, üşümenin çaresizliğiyle
Derya`nın gözlerinden akan gözyaşlarına tanıklık etmemizin üzerine...
Üzülüyorum Derya`nın ağlamasına... Kendime bakıyorum... Utanıyorum... Kalın bir
montla dolaşırken ve üşürken; onun gözünden akan yaşlarla eziliyorum... Montumu
çıkarıyorum hemen, onu sarmalıyorum.. Cemile Abla kızıyor... Gururu, kızı üşüse
de monta göz yummasına izin vermiyor...
“Yoo bu
soğukta olmayın kabanınızdan. Kızım alışıktır soğuğa. Alışık olmasa da alışmak
zorunda. Siz üşümeyin... Biz bakarız başımızın çaresine...” Diyor, utanıyorum
yaptığım davranıştan dolayı bu sefer... Özür dileyen bakışlarla uzattığım
montumu alıyorum tekrar...
“En
azından...”Diyorum,
“eldiveni
kabul edin lütfen... Hem ben bu eldivenler yüzünden hiçbir şeyi tutamıyorum
sıkıca... Kavrayamıyor, hissedemiyorum... Zaten evde bir tane de yedek var...
Bunu hediye etmek istiyorum ona... Derya`yı çok sevdim inanın, benden bir
hatıra kalsın istiyorum minik kıza.”
İnanmıyor ama
kızının gözünden akan yaşlara da dayanamıyor ana yüreği, peki diyor
bakışlarıyla. Ben elleri donmak üzere olan Derya`ya uzatırken eldivenleri
kafasını çeviriyor görmemek için...
Sonra yürürken
bir yandan da konuşmaya devam ediyoruz Cemile Abla`yla, bu arada otobüse binene
kadar montumu vermeye de ikna ediyorum Derya`ya...
“En azından on
beş dakika sıcak kalsın vücudu...”Diyorum... O sırada Cemile Abla anlatmaya
başlıyor birlikte iteklediğimiz hurda arabasıyla ilerlerken yolda...
“Biz gene
iyiyiz ablacım. Buna da şükür, bizden kötüler var şu soğuklarda... Belki
yakacağımız yok ama sobamız var evimizde... Belki sıcak değil ama kafamızı
sokacağımız bir evimiz var küçük olan... Bizden daha kötülerde var buna da
şükür... Geçen gün Ethem Dayı donarak öldü bizim sokakta... Evi de vardı ya
kullanmazdı onu. Karısını hatırlardı hep de atamazdı içeri kendini. Bu yüzden dışarıda
dolaşırdı sürekli... Parası da yoktu garibin. Her kış ölümü beklerdi sanki. Bu
kış geldi ölüm yanına...
Dışarıda,
soğuklarla savaşan bir sürü insancık var her köşe başında... Yaşamaya çalışan,
bu soğuklarda. Biz iyiyiz aslında... Buna da şükür...”Diyor yollarımızın
ayrılma noktasına geldiğimizde, Derya`nın üzerindeki montumu bana uzatırken...
Tam ayrılırken
tekrar sesleniyorum Cemile Abla`ya..
“Abla...”Diyorum
döner umuduyla... Dönüp bakıyor bana soran bakışlarla...
“Sen...”
Diyorum..
”Sen daha iyi
bilirsin garipleri. Evde bir sürü giymediğim kıyafetim var... Kardeşime
yollayacaktım ama gönderemiyorum. Sana versem, sen de dışarıdaki
kimsesizlere...”Derken sözümü kesiyor..
“Tamam..” Lafı
çıkıyor ağzından..
“Ben yarında
bu saatlerde burada olurum getir... Ama ihtiyacın olmayanları getir... Yoksa
getirme " diyor...
“Peki..”
Diyerek ayrılıyorum yanından... Eve geliyorum sonra zar zor... İçerisi soğuk,
buz gibi.. Hemen sobayı yakmak için kovayı doldurmaya başlıyorum. Birden
duruyorum sonra Derya`nın gözyaşları aklıma gelince...
“Bu akşam
yakmayacağım sobayı...”Diyorum...
“Derya ve
dışarıdakiler nasıl üşüyorsa bende üşüyeceğim ve anlayacağım ne durumdalar...”
Yakmıyorum
sobayı. Ellerim üşüyor, ayaklarım buz kesiyor; gene de yakmıyorum sobayı... Uyuya
kalıyorum soğukta...
Kalktığımda
titriyor bedenim...
Ağlamaya
başlıyorum.
Ben, aslında
sıcak olan evimde üşürken; o insanları hiç düşünmediğim için ağlıyorum,
kendimden nefret ederek...
Hemen bütün
kazaklarımı çıkarıyorum dolabımdan; az kullandıklarımı ve hiç kullanmadıklarımı
koyuyorum bir köşeye... Sonra çıkıyorum Derya için hediyeler seçiyorum...
Ayakkabı, çorap, pantolon... bir yandan da düşünüyorum Cemile Abla`yı
kızdırmadan verebilmenin yollarını. Cemile Abla`ya da montlarımdan birini seçiyorum...
Onları göreceğim saatin gelmesini bekliyorum heyecanla ve hemen gidiyorum
karşılaştığımız çöp tenekesinin yanına... Cemile Abla`nın yüzü gülüyor beni
görünce..
“Geleceğine
inanmıyordum.” Diyor... Elimdeki torbaları uzatıyorum.
“Buda sizler
için diyorum...”
Bakışları
değişiyor hemen..
“Sakın kızma
abla. Bunlar hediye. Neden diye soracaksın biliyorum... Şöyle diyelim insan
olduğumu hatırlattığınız için küçük birer hediye bunlar. Kabul etmezsen çok
üzülürüm inan.” Diyorum.
Gene, aslında
minik kızına yenik düştüğü için gururu, kabul ediyor almayı biliyorum... Bende
daha fazla uzatmayıp karşılaşmayı, bakışlarım yerde uzaklaşıyorum onlar çöpleri
karıştırmaya devam ederken... Ondan sonrada bir daha görmüyorum Cemile Abla ve
Derya`yı...
.............
.............
(Kar Tanesi)
Ve bu yüzden
istemiyorsun yağmamı?
...........
..........
Evet...
Bu yüzden
istemiyorum yağmanı.
Dışarıda
birçok insan üşürken delice ve yatacak ev bulamazken kendine...
Birde sen
yağıp ta zorlaştırma işlerini..
Evet birçok
çocuk mutlu yağmandan belki...
Belki kardan
adam yapmayı çok seviyor hepsi ama birde soğuktan donmak üzere olan minik
yürekler var biliyorsun.
Biliyorsun
onların nasılda zorlandıklarını sende..
Belki kardan
adam yapan çocuklar kendilerine başka bir mutluluk kaynağı bulurlar gün içinde
ama; üşüyen vücutlar yeni bir ruh bulamazlar yitip giderlerse...
İşte bu yüzden
durmanı istiyorum senden.
Bu yüzden dur
diye bağırıyorum sana...
Yitip gitsin
istemiyorum kimsesizler.
Üşüsünler,
titresinler istemiyorum dışarıda...
Elimden
daha fazlası da gelmiyor üzülmekten başka.
Birde sana
sesleniyorum böyle ara sıra...
Bu yüzden
diliyorum durmanı.
Bu yüzden
yalvarıyorum sana.
Dur lütfen
yağma daha fazla...
Meral Bilgiç
Karahan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder