Gözlerimi
açtığımda dışarıda yağan karı evimin pencerelerinden süzülürken görmek daha bir
üşüttü nedense beni. Güzeldi, evet karı izlemek çok güzeldi ama ben evimin en
sıcak köşesinde elimde bir fincan kahve ile izlerken beyazlığı; dünyanın
karanlık yüzü ister istemez dökülüyordu gözlerimin önüne.
Beyazlık
her yeri kaplar mı acaba diye düşünürken, ellerinde boya kutusu hafif kararmış
yüzü ile bir ufaklık geçti önümden.
Üşüdüm…
Çok
üşüdüm…
İçimi
titretti onu görmek bir anda..
Üşüdüğü
belliydi miniğin, yanakları kıpkırmızı olmuştu.
Elleri
sızlıyordu belki kim bilir?
Bir
an eğildi yere bir kartopu yaptı, attı öylesine bir yerlere.
Çocuk
her zaman çocuktu ya işte, O da bir an unutmuştu koca adam gibi çalışması
gerektiğini. Sonra etrafına baktı, derken boya kutusuna; çalışmam gerek diyerek
sanki uzaklaştı yavaş yavaş.
Sabahın
bu vaktinde kim ayakkabısını boyatırdı bilmiyorum ya, bu düşünce bile O’nu
çocukluğundan uzaklaştırmaya yetiyordu bir anda. Ve ben onu görür görmez
bıraktım elimdeki kahveyi, giyinip bir anda attım kendimi sokağa.
Sıcacık
bir evim vardı, bir işim… En önemlisi ise dışarı çıktığımda bile giyebildiğim
ve üşümemi engelleyen montlarım.
Ve
ben büyüktüm…
Ben
bir yetişkindim ama O, O bir çocuktu ve benden daha güçlüydü…
Utandım…
Utancımdan
biraz daha hissedebilmek için soğuğu evimden çıktım ve kendimi yağan karın
altında buldum.
Sonra…
Sonra
ise hissettiğim tek şey üşüyor oluşumdu…
Ama
üşümem ne yağan kardandı, ne soğuktan…
Kör
bir amca çakmak satıyordu yolda, elleri buz kesmiş… Biraz ilerde bir binanın
önüne uzanmış ve donmamak için gazetelere sarılmış bir bayan. Ve bir çok yerde
onlar gibi dışarılarda üşümelerine engel olamayan binlerce insan….
Eldivenlerimi
amcaya uzattım… İstemedi,
—Benim
alacak param var kızım dedi hafif sert…
Acıdığımdan
verdiğimi düşündü ama acımak değildi vermemin sebebi… O üşüdükçe benim buz
kesmemdi dört bir yanımın.
Aslında
eldivenleri uzatmam kendi bencilliğimdendi…
Biraz
sohbet ettik derken, biraz gülümsedik.
—Ellerin
buz gibi ama amca!
Dedim
birden bire, artık birlikte gülümseyebilmemizin verdiği cesaretle. Kaşlarını
açtı bir anda, hala aynı gurur vardı gözlerinde.
Bakmayı bilmeyenlere inat, göremeyen gözleriyle
birçok şey öğretti o anda bana.
Cebinden
biraz para çıkarttı ve
—Git
al o zaman bana bir eldiven dedi.
Ne
parayı alıp kaçacağımdan şüphelendi, ne de ona yalan söyleyip para üstü
getirmeyeceğimden. Ben uzaklaşırken yanından usulca hala çakmak satmaya
çalışıyordu. Aldığı eldiven lükstü çünkü ve o nedenle iki yerine üç satması
gerekti yüreği bitik…
(Şimdi
hepiniz eldiveni merak ediyorsunuz değil mi? Bir eldiven aldım evet, aldım ve
para üstünü uzattım amcaya… Kendi paramla almadım, gözleri kör anlamaz demedim…
Çünkü gördüğüm şey onun gözleri benimkilerden daha sağlamdı. Eline uzattım para
üstünü. Giydirdim ve iyi çalışmalar dileyip uzaklaştım yamacından. Sonra, sonra
birisinden rica ettim ve kendime bir sürü çakmak aldırdım.
Evde
şimdi hepsi, nasılsa her gün bir çakmak kaybediyorum. Hem amca ısındı hem ben
bir süre daha idare ederim onlarla. Ama bunları anlatıyorum diye sakın
anlatmayın gidip hemen, amca bilmiyor bunları. Sır olarak kalsın olur mu?
Birçok kişinin bildiği koca bir sır olarak kalsın anlattıklarım.)
Amca
ile konuşurken o kadını gördüm demiştim ya hani size, büzülmüş yatıyordu, kim
bilir ne zamandan beri bilmiyordu sıcak bir banyonun anlamını. Ve kim bilir ne
zamandır kimsesizdi, sokaklar olmuştu en yakın arkadaşı…
Üşüyordu
genç kadın…
Üşüyordum…
Üşümesi
bana geçiyordu…
Atkımı
koydum usulca yanına…
(Şimdi
hadi canım diyebilirsiniz, bu kadar da değil…
Ama
koydum, kimsenin inanması da önemli değil. Anlatmak istediğim başka bir şey
aslında. Ve takılmanız gereken noktalar çok başka. Kadın uyuyordu ve umarım
uyandığında yanına koyduğum atkıyı kimse almamıştır da sarmıştır boynuna.)
Eve
döndüğümde ellerimi hissetmiyordum. Kulaklarım kıpkırmızıydı ve boğazımda
öksürük hükmetmeye başlamıştı çoktan.
Ama;
ne o amca, ne çocukluğunu unutan minik ne de o kadın gibi yalnızdım soğuklarda.
Mutlaka bir montum, ya da atkım vardı üzerimde. Mutlaka dönecek bir evim. Bir
battaniyem vardı hep…
Onların
ise soğuk dışında kimsesi yoktu etraflarında.
Ne
ısınmalarına izin vardı, ne çocukluklarına yaşamalarına, ne de rahat bir
uykuya.
Bakın
işte, üşüdüm yine…
Soğuk,
çok soğuk hava…
Meral
Bilgiç Karahan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder