13 Nisan 2017 Perşembe

Ah Bir Ataş Ver (Gelibolu'ya)





“Deniz fenerleri neden yanıp söner biliyor musun? Yanar; çünkü sevgilisi deniz hemen yanındadır. Söner çünkü ona dokunamaz.”

Demişti genç adam. Deniz’e bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ya bir türlü başaramıyordu. Daha doğrusu Deniz anlatılanı anlasa da bunu umursamıyor anlamıyormuş gibi davranıyordu nedensiz. Belki de her şeyi dolaylı anlatmasından bıkmıştı Ziya’nın. Gözlerine baktı konuşmasının ardından ve sonra dayanamayıp oda anlatmaya başlıyor ondaki fenerin anlamını.

“Bir zamanlar Gelibolu’da bir denizatı batmış bilir misin?” Demiş Ziya’ya soran gözlerle..

“Bilmiyorsun. Peki..

Savaş sırasında bir asker sevgilisinden ayrılmadan önce ona mors alfabesini öğreten bir kitap ve bir fener hediye etmiş. Çünkü savaşın ne kadar süreceği belli değilmiş ve iletişim olarak hiçbir şeyleri yokmuş değerlendirebilecekleri. Genç asker sevdiğine uzatırken ona aldıklarını eklemiş, Canım, bu kitabı oku, her ay muhakkak uğrayacağız buraya ve her buraya geldiğimiz gece sana denizaltının ışıklarıyla anlatacağım söylemek istediklerimi.”

Genç kız yaşlı gözlerle almış sevdiğinin elindekileri ve uğurlamış onu sevgi öpücükleriyle. Gider gitmez sevdiği açmış önüne ve öğrenmeye başlamış mors alfabesini.

Savaş çetin geçiyormuş ve genç kız sevdiğinin içinde bulunduğu denizatlıyı bekliyormuş her gece. Bir gün saat gece ikiye gelirken, denizde bir ışık fark etmiş. Hemen okumaya başlamış önündeki kitabın ışığında. Genç asker herkesten gizli bütün ışıklarını yakıp yakıp söndürüyormuş denizaltının ve sadece gecenin karanlığı şahit oluyormuş sevgi sözcüklerine. Genç kız önündeki kitabın eşliğinde okumuş ışık dalgalarının anlatmaya çalıştığını.

“Son..Suza..Kadar..”

Yüzü gülümsemiş, bende demek için elindeki feneri yakmış ya onun zayıf ışığı gecenin karanlığında ulaşamamış sevdiğine.

Bir ay iki ay derken üçüncü ayda cam kenarında sevdiğinin gizli gizli yaktığı ışıkla kendine gelmiş genç kız. Gene her zamanki gibi,

“Sonsuza kadar.”

Yazıyormuş sevdiği. O gözlerini bir dahaki ayı hayal ederek kapamış odasında ya denizaltında durumlar farklıymış. Bu sefer sadece gece değilmiş olanları fark eden. Bu sefer denizaltının komutanı da fark etmiş tüm ışıkların yanıp söndüğünü.



“N’oluyor burada, kim yapıyorsa bunu getirin yanıma.” Diye hiddetle bağırmış yanındaki askere. Derken er geç bulmuşlar genç askeri. Komutan sinirli bir şekilde bağırmış genç adama,

“Ne demek oluyor bu, ne yapıyorsun sen?”

Genç asker üzgün, başı önde anlatmaya başlamış.

“Komutanım ben..”
“Ben ne?”
“Benim sevdiğim oturuyor burada. En son bir beş ay önce gördüm kendisini. Tam evlenecekken bu savaş ayırdı bizi. Denizin içinde ve savaş durumunda mektup yazamazdım ona. Bende, bende mors alfabesini öğrenmesini istedim. İstedim ki her buraya gelişimizde denizaltının ışıklarıyla mesaj yollayayım ona. Birbirimizi göremesek de bilsin yüreğimin ona ait olduğunu, bilsin onu çok sevdiğimi. Evet biliyorum bu bir mazeret olamaz, biliyorum ki yaptığım cezasız kalamaz ama yaptım ve bir savunmam yok karşınızda.”

Komutan bu sözleri duyduğu anda, eşini getirdi aklına. Çok sevdiği ama bunu bir türlü yeteri kadar anlatamadığı eşini. Gözleri doldu ya belli etmedi sonuçta o bir komutandı ve savaş halinde bir askerin önünde ağlaması olacak şey değildi. Birden bir ses duyuldu kulağına..

“İzin ver…”

Eşi sanki yanındaydı ve izin vermesini istiyordu. İzin verirsem belki biraz olsun af ettiririm kendimi diye düşündü eşine.

“Asker..” Diye bağırdı birden, hem gözlerinde yaşın kaybolmasını istiyordu hem de sert gözükmek abartmaması için. Olur ya bu genç asker bir gün gelir, denizatlıyı limana yanaştırmaya da kalkardı.

“Buyrun komutanım.” Dedi tok bir sesle genç adam.
“Sen neden geldin gecenin bu yarısı. Uykun yok mu senin.”

Genç adam anladı ki komutanı kızmadı ona. Gülümsemek istedi ama asker olduğunu hatırlayınca vazgeçti.

“Baş üstüne komutanım..” Diyerek çıktı odadan.

Yatağına girdiğinde tıpkı sevdiği gibi huzur doluydu yüreği. O günden sonra bir şekilde tüm orduya yayıldı genç askerin sevgisinin büyüklüğü ve komutanın yüreğinin güzelliği. Her yerde konuşulur oldu gitgide efsaneleşti iki gencin sevgileri.

Aradan uzun bir süre geçti, savaş devam ediyordu.. Genç kız gene gecenin inmesiyle pencere kenarındaki yerine geçti. Tam bir ay geçmişti ve denizaltı mutlaka bugün gelecekti, biliyordu. Saat iyice ilerlemişti ama ne gelen vardı ne giden, deniz çalkantıdaydı. Genç kızın içi ürpermeye başlamıştı. Derken artık alışan gözleri denizin ilerisinde karanlıklardan yaklaşan bir denizaltı fark etti. Kesin onlar diyerek bu sefer o yazmak istedi sevdiğine. Evin tüm ışıklarını kapattı ve onları açıp kapayarak sonsuza kadar yazdı karanlığın ortasına. Denizaltında çevreyi inceleyen asker olanları komutanına anlattı. O sırada her ikisinin de aklına dillerinden düşmeyen iki gencin efsaneleşmiş sevdası geldi birden komutan,

“Cevap verin. Büyük bir ihtimal onlar arkamızda kalmıştır ya. Genç bayan meraklanmasın boşuna.” Dedi ve cevap verdiler huzurlu yatsın diye yatağına. Evet düşündükleri gibi oldu ve genç kız yüzü gülümseyerek girdi yatağına. Ama ona cevap veren denizaltında olaylar aynı değildi. Çünkü genç askerin içinde bulunduğu denizaltının battığını haber veriyordu telsizdekiler. Hatta tüm mürettebatın denizaltında sıkıştığını. Merkezden yardım istiyordu batan denizaltındakiler. Ama hiçbir şey gelmiyordu kimsenin elinden. O zamanın şartlarında onları kurtarmak imkansızdı, yapılacak bir şey yoktu.

“Arkadaşlar sizi oradan kurtarmamızın hiçbir yolu yok. Büyük bir ihtimalle son anlarınızı yaşıyorsunuz. Mümkün olduğunca sakin olun ve hızlı nefes almayın.” Diyordu telsizden onlara seslenen arkadaşları. Sesinde çaresizliğin ve acının izi vardı. Belli belirsiz ağladığı anlaşılıyordu. Denizaltının içinde kalan askerler çaresizlikten birbirlerine baktılar önce ve sonra komutan bir sigara paketi çıkardı cebinden, tüm askerlerine dağıttı, Döndü efsane kahramanı askerine,

“Bir ateş ver.” Dedi, hala komutan edasıyla konuşuyordu ya artık komutanlık taslamıyordu herkes biliyordu. Herkes birer sigara yaktı ölüm soludukları odada. Derken askerlerden biri başladı diğerleri katıldı söyledikleri müziğe.

“Ah bir ataş ver, sigara mı yakayım. Sen salın gel ben boyuna bakayım. Uzun olur gemilerin direği, ah yanık olur efelerin direği..”

Hep bir ağızdan söylüyorlardı ve arkadaşları çaresizce telsizden onları dinliyorlardı. Hatta evet hatta onlar bile eşlik ediyorlardı. Hala yanınızdayız demek istiyorlardı.

……………

Savaş bitiminde genç kız heyecanla sevdiğini beklemeye başladı ya gelen olmadı. Çok sonraları öğrendi sevdiğinin öldüğünü ve onları bilen tüm denizatlılarının genç askerin ardından devam ettiğini sevgi sözcüklerine. Genç kızın yüreği yandı öğrendiğinde gerçekleri. Gözlerinden yaş yerine kan damladı.. Dayanamadı yüreği, sevdiğinin alan denize gitti ve bıraktı kendini. İstedi ki sevdiğine kavuşsun onun sayesinde, istedi ki yanında olsun genç adamın.

Ziya, büyülenmiş gibi Deniz’e bakıyordu. Deniz ise devam ediyordu sözlerine.

“İşte bence bu yüzden yanıp yanıp söner deniz fenerleri. Her yanışlarında sonsuz kadar derler gecenin karanlığında ve onlar her yanışında iki sevgili elele gözükür denizin üstünde. Sonra bir dalgayla yok olurlar ve fenerler bunun acısıyla sönerler. Derken bir umut gene yanarlar sevgilileri görmek için ve belki de tüm askerlerin yaşattığı bu efsaneyi yaşatmak için.”

“Çok anlamlı..” Der Ziya.


Deniz, “Anlamlı ve gerçek. Sen dolaylı anlatımları bırakarak böyle bir sevgi sunabilir misin bana?” Der soran gözlerle. Ziya şaşırır ne cevap vereceğini bilemez bir an. Sonra arka cebinde her zaman bulunan feneri çıkarır.

Ve mors alfabesiyle,

“Sonsuza kadar..” Yazar.

Deniz şaşırır genç adamın mors alfabesini bilmesine ya yazdığı hoşuna gitmiştir. Sarılırlar deniz kenarında birbirlerine. O günün ardından her deniz kenarına geldiklerinde dillerinde aynı şarkı, ellerinde fener denize doğru yazarlar efsaneyi yaşatmak adına,

“Sonsuza kadar.”

Sonra içleri rahat bir şekilde uzaklaşırlar sahilden...

Ah bir ataş ver,
Sigara mı yakayım.
Sen salın gel,
Ben boyuna bakayım.
Uzun olur gemilerin direği,
Ah yanık olur efelerin direği...


Meral Bilgiç Karahan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sen Gittin mi Şimdi Gerçekten?

Ne yazacağımı bilmeden aldım kalemi elime, bir insan ne yazabilir ki çok sevdiği birinin ardından. Harfleri yakalasa bile anlamlı kelimeler ...