Tamamıyla yabancıyım artık herkese.
Tamamıyla
yalnız kaldı yüreğim.
Çevrem, tanımadığım, hiç bilmediğim ve belki de hiç
onaylamadığım; insan mı robot mu olduğu ayırımını yapamadığım
yaratıklarla dolu…
Beynim karışık yaşadıklarımdan dolayı.
Her şey acı veriyor kalbime, her yanım kanıyor
ve benden başka kimse görmüyor yerde bıraktığım kanlı
izleri…
Gözlerimden her zamanki gibi yaşlar akıyor rengi kırmızı olan. Yavaş yavaş parçalanıyor ruhum yaşananlar karşısında…
Savaşlar oluyor, bir yerlerde çocuklar büyük insanların çatışmalarında sıkışıp kalıyor ve can veriyor.
Hala okula gitmesi gereken minikler giriyor rüyalarıma.
“Abla bir mendil alır mısın? ” Diyorlar çevreleyip etrafımı.
“Siz bu saatte okulda olmalısınız! ” Diyorum.
“Para kazanmalıyız yoksa aç kalırız” Diyorlar. Uyanıyorum kan ter içinde…
Bu sefer yatağım kan
oluyor. Sonra televizyonda haberler başlıyor. Tinerci çocukların, genç
bir adamın hayatını nasıl sonlandırdıklarını anlatıyor spiker… Görüntüler
geliyor ekrana ve ben kimin için üzülmem gerektiğini bilemiyorum o
anlarda… Bir hiç uğruna öldürülen adam için ağlıyorum önce; derken tiner
çeken, sokakta yatan, sevgi nedir bilmeyen çocuklar geliyor aklıma… Gene
yanıyor yüreğim ve ben söndüremiyorum bu yangını…Görüntüler bitiyor
spiker çıkıyor karşıma tekrar; sanki ölen birisi yokmuş, sanki eli kalem
tutması gereken çocuklar birini öldürmemiş gibi devam ediyor
konuşmaya… Yüzünde ne bir hüzün ne bir oynama… Yorum yapıyor yaşananlar
hakkında…Y alandan birkaç cümle çıkıyor ağzından, yayından önce
ezberletilen ve sonra haber Semra Hanım ve oğlunun o büyük, o meşhur
sorunuyla ilgili olaylara dönüyor aniden…
Haberler bitince ve o günkü görevini
tamamlayınca rahatça girip uyuyor yatağında spiker…Ne ölen çocuk geliyor
aklına, ne de öldüren tinerci minikler… Nasıl olsa o yapıyor görevini,
yatağı sıcak nasıl olsa… Onun gibi tüm insanlar rahat giriyor
yataklarına..O gece haberleri izleyen herkes rahattır uykuda…
Haberleri izlerken “vah vah” diyorlar,ana
babalara atıyorlar suçu çünkü… Kendilerinde suç bulmadıkları içinde
deliksiz uyuyorlar uykularında..Belki bir ara Semra Hanım’ın oğlu
geliyor akıllarına, hayıflanıyorlar bu çocuk nasıl evlenecek diye… Sonra o
da kalmıyor, gözleri kapanıyor hepsinin gecenin ilerleyen saatlerinde…
Halbuki ben asıl o geceler
uyuyamıyorum…
Yatağım, çiviler üzerinde yatıyormuşum gibi batıyor
bedenime o anlarda…Gözlerim kapandığı anda; bomba atılan yerlerdeki
çocuklar kanlı halleriyle geliyorlar gözlerimin önüne. Sonra gene
mendilci çocuklara “okula gidin, okuyun! ” Diyorum bağırarak, hemen
onların arkasında iki tinerci çocuğun cep telefonu için birini
bıçakladıklarına tanık oluyor gözlerim… Semra Hanım’ın sesini duyuyor
kafamı çeviriyorum, oğluna bas bas bağırıyor evlenemezsin diyerek…
Derken kanlı savaş çocukları,mendil satan
minik vücutlar,yerde ölü yatan adam, yatağında mışıl mışıl uyuyan
spiker.. İzleyiciler…Ve Semra Hanım’la meşhur oğlu Ata… Hepsi üzerime
gelmeye başlıyorlar.Sarıyorlar etrafımı sıkı sıkı ve ben etten duvarı
yıkıp kaçamıyorum hiçbir yere… Boğazımda bir düğüm..Boğuluyor ve nefes
alamıyorum yavaş yavaş… Hepsi vurmaya başlıyor, durmadan vuruyor,
durmadan bağırıyorlar yüzüme…
“Senin yüzünden.. Hepsi, senin yüzünden… Elinden üzülmek dışında bir şey gelmiyor.Hepsi senin yüzünden.”
Birden uyanıyorum yatağımda, bir bakıyorum her
yanım kan…
Duşa giriyorum kanları temizlemek için nafile...
Kanamaya devam
ediyor bedenim, kanamaya devam ediyor ruhum…
Acı çekiyorum durmadan,
durmadan üzüyor beni yaşananlar…
22/12/2004
Meral Bilgiç Karahan