Grimsi bulutlar kaplamış gene gökyüzünü.. İstanbul’da bir serin rüzgar dolaşıyor boş sokaklarda. Üşüyorum ama umursamıyorum..Alışmış bedenim üşümelere..Bir ara titriyor hissediyorum ama kısa süreli biliyorum.
İşten çoktan çıkmışım..Bu kez hava tam kararmamış,erken çıkıyorum..İçimdeki hüznü dağıtmam gerekiyor biliyorum.Kendimi ve gölgemi alarak ilerliyorum.
Rüzgarın
tüm insanları kaçırdığı boş sokaklarda ağır ağır ilerliyorum.. Gözüm
iflasın eşiğine gelmiş ya nedendir inadına gene de bir şeyler görme
peşinde.İlerlerken ve rüzgar eserken birden bir ses duyuyorum arkamda…
“Yavrum buradayız..Gel..”
Dönmek
istiyorum ama dönemiyorum.Çoktan çıkmışım çünkü çoktan uzak düşmüşüm
onlara.. Sadece biraz daha duruyorum özlediğim sesleriyle avunayım diye…
Biraz daha derken esen rüzgarla birlikte canımın yandığını hissediyorum
ve ilerlemeye başlıyorum yolda.
Yolların
sonu denize ulaşıyor. Sahilde boş torbalar uçuşuyor rüzgarda.İnsanlar
yok olmuş, in cin top oynuyor parklarda.Kuytu bir köşede elindeki tineri
çeken bir adam görüyorum..Yanına oturmak geliyor içinden ama
oturamıyorum. Bana kızmasından korkuyorum, terslemesinden…Gene de
dayanamayıp yaklaşabildiğim kadar yaklaşıyorum ona..Yakınındaki bir
banka oturuyorum.Beni fark ediyor biliyorum ama fark etmemiş gibi
yapıyor. Sonra bir paket sigara bırakıp banktan kalkıyorum.O unuttuğumu
sanıyor yada ben öyle düşündüğünü sanıyorum.Öyle sanmasını arzuluyorum,
gururu incinmesin diyorum.
Rüzgar yüzümü yakmaya devam ederken bende ilerlemeye devam ediyorum yolda.
Engin mavilik çalkantıda.Sanki kızmışta köpürmüş insanlara.Nasıl kızmasın ki onu kirleten yaratıklara?Nasıl çağlamasın, köpürmesin daha? Dönüyorum köpüren sulara, başım önde..
“Özür dilerim..”
Diyorum.O köpürmeye devam ediyor, ben ise boş yolda yine ilerliyorum.
Titreyen bir çocuk görüyorum yolun ortasında.Gözünden akan damlalar.. Ağlıyor…
“Annecim, üşüyorum.”
Diyor, yüzünü hiç görmediği annesine sesleniyor..Rüzgarın uğultusu yok ediyor miniğin çığlıklarını…Gidiyorum, sarılıyorum ona…
“Annen yanındadır muhakkak.Sakın unutma.”
Diyorum,
“Sen annem misin?”
Diyor. Yüreğime saplanan bıçağın acısı gözlerimden çıkıyor.
“Keşke…”
Diyebiliyorum…Annesi olmadığımı anlayınca o ağlamaya başlıyor yeniden…Gölgem ,
“hadi..”
Diyince gitmem gerektiğini anlıyorum.Anlıyorum ya; küçük çocuk üşüyor bırakmak istemiyorum…
Eldivenlerimi çıkarıyorum, onun buz tutmuş minik ellerine giydiriyorum. Komik oluyor ama o yavaş yavaş gülümsemeye başlıyor, farkındayım sıcaklığı hissediyor. Sonra atkımı, beremi..Hepsini bir bir giydiriyorum.
“Sen üşüyeceksin..”
Diyor.
“Yok..Sen ısınırsan ben de sıcacık olurum inan..”
Diyorum..Gölgem hadi demeye devam ediyor.
“Tamam, bekle..”
Diyorum ve montumu çıkarıp minik çocuğa giydiriyorum. Yanağından kocaman bir öpücük, sevgi dolu bir kucak alıyorum ve yürümeye devam ediyorum. O ağlaması kesilmiş bir halde bağırıyor arkamdan..
“Sen annemsin işte..Anneler çocukları ısınırsa ısınırlar..Annemsin değil mi?”
Ben ses çıkarmıyorum, arkama bakmadan ilerliyorum.
“Eğer..Eğer annem değilsen, annem olur musun?”
Diyor bu sefer umutla, bu soruyla gözlerimden yaşlar akmaya başlıyor umutsuzca… Saçımdaki tokayı fırlatıyorum..Saçlarım rüzgarda havalanıyor.
Yollar bomboş ve ben rüzgarla çarpışıyorum inadına. Kim kimi yenecek bilmiyoruz ama o inadına daha sert esiyor, inadına daha fazla geliyor üzerime ya benim içimdeki fırtına da düşmeme, sendelememe izin vermiyor asla..İstanbul rüzgara esir, yollar bomboş, torbalar havalarda ve ben inadına yürüyorum rüzgara karşı yolda…Arkamda bıraktıklarımın kısık sesleri, dilimde bir şarkı ilerliyorum, durmadan ilerliyorum yolda…
Viraneden çıktım yola,
Koşa koşa indim kumsala,
Acı acı güldüm sonra,
Yüzümü kırbaçlayan rüzgara…
Engin mavilik çalkantıda.Sanki kızmışta köpürmüş insanlara.Nasıl kızmasın ki onu kirleten yaratıklara?Nasıl çağlamasın, köpürmesin daha? Dönüyorum köpüren sulara, başım önde..
“Özür dilerim..”
Diyorum.O köpürmeye devam ediyor, ben ise boş yolda yine ilerliyorum.
Titreyen bir çocuk görüyorum yolun ortasında.Gözünden akan damlalar.. Ağlıyor…
“Annecim, üşüyorum.”
Diyor, yüzünü hiç görmediği annesine sesleniyor..Rüzgarın uğultusu yok ediyor miniğin çığlıklarını…Gidiyorum, sarılıyorum ona…
“Annen yanındadır muhakkak.Sakın unutma.”
Diyorum,
“Sen annem misin?”
Diyor. Yüreğime saplanan bıçağın acısı gözlerimden çıkıyor.
“Keşke…”
Diyebiliyorum…Annesi olmadığımı anlayınca o ağlamaya başlıyor yeniden…Gölgem ,
“hadi..”
Diyince gitmem gerektiğini anlıyorum.Anlıyorum ya; küçük çocuk üşüyor bırakmak istemiyorum…
Eldivenlerimi çıkarıyorum, onun buz tutmuş minik ellerine giydiriyorum. Komik oluyor ama o yavaş yavaş gülümsemeye başlıyor, farkındayım sıcaklığı hissediyor. Sonra atkımı, beremi..Hepsini bir bir giydiriyorum.
“Sen üşüyeceksin..”
Diyor.
“Yok..Sen ısınırsan ben de sıcacık olurum inan..”
Diyorum..Gölgem hadi demeye devam ediyor.
“Tamam, bekle..”
Diyorum ve montumu çıkarıp minik çocuğa giydiriyorum. Yanağından kocaman bir öpücük, sevgi dolu bir kucak alıyorum ve yürümeye devam ediyorum. O ağlaması kesilmiş bir halde bağırıyor arkamdan..
“Sen annemsin işte..Anneler çocukları ısınırsa ısınırlar..Annemsin değil mi?”
Ben ses çıkarmıyorum, arkama bakmadan ilerliyorum.
“Eğer..Eğer annem değilsen, annem olur musun?”
Diyor bu sefer umutla, bu soruyla gözlerimden yaşlar akmaya başlıyor umutsuzca… Saçımdaki tokayı fırlatıyorum..Saçlarım rüzgarda havalanıyor.
Yollar bomboş ve ben rüzgarla çarpışıyorum inadına. Kim kimi yenecek bilmiyoruz ama o inadına daha sert esiyor, inadına daha fazla geliyor üzerime ya benim içimdeki fırtına da düşmeme, sendelememe izin vermiyor asla..İstanbul rüzgara esir, yollar bomboş, torbalar havalarda ve ben inadına yürüyorum rüzgara karşı yolda…Arkamda bıraktıklarımın kısık sesleri, dilimde bir şarkı ilerliyorum, durmadan ilerliyorum yolda…
Viraneden çıktım yola,
Koşa koşa indim kumsala,
Acı acı güldüm sonra,
Yüzümü kırbaçlayan rüzgara…
Meral Bilgiç Karahan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder