9 Nisan 2020 Perşembe

Nafile

Tamamıyla yabancıyım artık herkese. 
Tamamıyla yalnız kaldı yüreğim. 
Çevrem, tanımadığım, hiç bilmediğim ve belki de hiç onaylamadığım; insan mı robot mu olduğu ayırımını yapamadığım yaratıklarla dolu… 
Beynim karışık yaşadıklarımdan dolayı.
Her şey acı veriyor kalbime, her yanım kanıyor ve benden başka kimse görmüyor yerde bıraktığım kanlı izleri… 
Gözlerimden her zamanki gibi yaşlar akıyor rengi kırmızı olan. Yavaş yavaş parçalanıyor ruhum yaşananlar karşısında…
Savaşlar oluyor, bir yerlerde çocuklar büyük insanların çatışmalarında sıkışıp kalıyor ve can veriyor.
Hala okula gitmesi gereken minikler giriyor rüyalarıma.
“Abla bir mendil alır mısın? ” Diyorlar çevreleyip etrafımı.
“Siz bu saatte okulda olmalısınız! ” Diyorum.
“Para kazanmalıyız yoksa aç kalırız” Diyorlar. Uyanıyorum kan ter içinde… 
Bu sefer yatağım kan oluyor. Sonra televizyonda haberler başlıyor. Tinerci çocukların, genç bir adamın hayatını nasıl sonlandırdıklarını anlatıyor spiker… Görüntüler geliyor ekrana ve ben kimin için üzülmem gerektiğini bilemiyorum o anlarda… Bir hiç uğruna öldürülen adam için ağlıyorum önce; derken tiner çeken, sokakta yatan, sevgi nedir bilmeyen çocuklar geliyor aklıma… Gene yanıyor yüreğim ve ben söndüremiyorum bu yangını…Görüntüler bitiyor spiker çıkıyor karşıma tekrar; sanki ölen birisi yokmuş, sanki eli kalem tutması gereken çocuklar birini öldürmemiş gibi devam ediyor konuşmaya… Yüzünde ne bir hüzün ne bir oynama… Yorum yapıyor yaşananlar hakkında…Y alandan birkaç cümle çıkıyor ağzından, yayından önce ezberletilen ve sonra haber Semra Hanım ve oğlunun o büyük, o meşhur sorunuyla ilgili olaylara dönüyor aniden…
Haberler bitince ve o günkü görevini tamamlayınca rahatça girip uyuyor yatağında spiker…Ne ölen çocuk geliyor aklına, ne de öldüren tinerci minikler… Nasıl olsa o yapıyor görevini, yatağı sıcak nasıl olsa… Onun gibi tüm insanlar rahat giriyor yataklarına..O gece haberleri izleyen herkes rahattır uykuda…
Haberleri izlerken “vah vah” diyorlar,ana babalara atıyorlar suçu çünkü… Kendilerinde suç bulmadıkları içinde deliksiz uyuyorlar uykularında..Belki bir ara Semra Hanım’ın oğlu geliyor akıllarına, hayıflanıyorlar bu çocuk nasıl evlenecek diye… Sonra o da kalmıyor, gözleri kapanıyor hepsinin gecenin ilerleyen saatlerinde…
Halbuki ben asıl o geceler uyuyamıyorum…
Yatağım, çiviler üzerinde yatıyormuşum gibi batıyor bedenime o anlarda…Gözlerim kapandığı anda; bomba atılan yerlerdeki çocuklar kanlı halleriyle geliyorlar gözlerimin önüne. Sonra gene mendilci çocuklara “okula gidin, okuyun! ” Diyorum bağırarak, hemen onların arkasında iki tinerci çocuğun cep telefonu için birini bıçakladıklarına tanık oluyor gözlerim… Semra Hanım’ın sesini duyuyor kafamı çeviriyorum, oğluna bas bas bağırıyor evlenemezsin diyerek…
Derken kanlı savaş çocukları,mendil satan minik vücutlar,yerde ölü yatan adam, yatağında mışıl mışıl uyuyan spiker.. İzleyiciler…Ve Semra Hanım’la meşhur oğlu Ata… Hepsi üzerime gelmeye başlıyorlar.Sarıyorlar etrafımı sıkı sıkı ve ben etten duvarı yıkıp kaçamıyorum hiçbir yere… Boğazımda bir düğüm..Boğuluyor ve nefes alamıyorum yavaş yavaş… Hepsi vurmaya başlıyor, durmadan vuruyor, durmadan bağırıyorlar yüzüme…
“Senin yüzünden.. Hepsi, senin yüzünden… Elinden üzülmek dışında bir şey gelmiyor.Hepsi senin yüzünden.”
Birden uyanıyorum yatağımda, bir bakıyorum her yanım kan…
Duşa giriyorum kanları temizlemek için nafile...
Kanamaya devam ediyor bedenim, kanamaya devam ediyor ruhum…
Acı çekiyorum durmadan, durmadan üzüyor beni yaşananlar… 

22/12/2004 
Meral Bilgiç Karahan

Sen Gittin mi Şimdi Gerçekten?

Ne yazacağımı bilmeden aldım kalemi elime, bir insan ne yazabilir ki çok sevdiği birinin ardından. Harfleri yakalasa bile anlamlı kelimeler ...