13 Nisan 2017 Perşembe

Hadi, Beni Sev...




"Hadi beni sev, hadi sev beni..."

Bu sözler Malatya'da, kimsesiz olduğu için yurtta kalan bir çocuğun ağzından çıkıyordu. Yanında kim vardı görülmüyordu, ama O,

"Hadi beni sev..." Diyerek sevgi dileniyordu.

Canım öyle acıdı ki bu sözlerle... Bu sözler öyle garip etti ki yüreğimi...
"Ne yapıyoruz biz?" dedim kendi kendime...

Haberin devamını izlemek kalp gerektiriyordu insana.

Sağlam bir kalp gerektiriyordu...

Sapasağlam bir kalp....
Ağlamadan izleyebilmek için, yüreği yanmadan, umursamadan, umursasa da lanet etmeden, üzülmeden seyretmek için; sağlam bir kalp gerekiyordu her şeyden önce...


O kalp bende hiç olmadı ve beynim bunu en iyi bilendi... Bu yüzden istemedi izlemeyi ; ama yüreğim izlemeliyim diyordu durmadan... Acı çeksem de, kanasam da inatla izlemeliyim... Bu insanlar gibi olmamak için izlemeliyim diyordu beynime...

O sağlam kalp bende hiç olmadı biliyorum ama kalbime söz dinletemiyordum... İnatla bakıyordu gözlerim ekrana...

Her karesinde birileri vurdu beynime, her izleyişimde biraz daha kanadı yüreğim...

...........
.................
........................

Çorapları çıktı diye ayağından, dayak yiyen çocuk gözüktü önce ekranda. Hiç acımadan vuruyordu kadın..
O çocuğun gözlerindeki korkuyu gördü gözlerim...
Sonra yaramazlık yapan iki miniğin muzur gülüşlerinin arasına girdi başka bir kadın... Kulaklarından tutup hiç acımadan, sertçe vurdu başlarını birbirlerine. Daha dört yaşında ha vardı ha yoktular oysa onlar...
Kahkahaların yerlerine ağlamalar geçti o ekranda ve başlarının acısını duydum başımda...

" Benim canımı bu kadar yakmışken, onların..." Demeye kalmadı bu sefer ağlıyorlar diye yedikleri tokatlar gözüktü ekranda...


O acımasız kadının sesini duydu yüreğim..


Yatakta gözleri açık yatan ve annesinin hayaliyle belki de, gülümseyen uzaklara bir minik vardı televizyonda... Bu yüzden dayak yiyordu çocuk, gözlerini kapamadığı için canını yakıyordu o kadın ve dayak attığı yetmiyormuş gibi küfürde ediyordu durmadan...

İlk kez lanet etti bir insana dilim. İlk defa bela çıktı ağzımdan pişmanlık duymadan...Ve o insan daha ettiğim lanet son bulmadan başka bir yavruyu savuruyordu yatağa...

Suçu mu neydi?..

Ne önemi vardı?..

Bir damla bebeciğin yaptığı her ne ise bu cezayı hak eder miydi?
..........
.................
....................


Allah'ım neydi bu?

Neydi bu Rabbim?...

Bunlar insan mıydı gerçekten?
Eğer bunlar insansa al yüreğimi benden...

Bu bedende yaşamak istemez ki ruhum.

Bu bedense beni onlarla bir tutup insan eden, düşünme al insanlığımı elimden...
Nerede hata yapmıştık bizler?... Daha hiçbir şeyin farkında olmayan yüreklere hangi hakla dayatmıştık bu acıları? Bu çocuklar bize ne yapmıştı ki veya neyi hak etmişti ki yürecikleri, çektiriyorduk onlara tüm bunları?

Bir çocuğun çorabını çıkarması nasıl bir külfet bırakıyordu üzerimize? Bin kere çıkarsa bin kez giydirilmez mi o çorap minicik ayağa? Çorap olmaz mı insan o bir sıkımlık yüreğin uğruna?


Altını ıslatmış... Varsın ıslatsın ne gerek var tokatlamaya?... Canını yakmaya ne gerek var küçücük çocuğun? Zevk vermez mi onun ıslattığı çamaşırları yıkamak insana? Hele tuvalete gitmeyi öğrendiğinde ve ilk kez gösterdiğinde tuvalete gittiğini büyük bir gururla, dünyanın en mutlusu olmaz mı insan, gülmez mi yüzü acaba?


........
...............
......................



"Kurban olurum ben size..." Derken sessiz sedasız ; ekranda hala aynı kadının işkencelerini izliyordu gözlerim..
Belki duygusallığımdan, belki de...

Ne bileyim her hangi bir nedenden , gene küçük yağmur damlaları belirmişti yüzümde...
Her çocuk ağlamasında daha fazla aktılar ve her tokat sesinde daha da parçalandı yüreğim...


..........
...............
......................

Bu çocuklar büyüyünce ve birer cani olunca başımıza hangi yürek suçlayacak onları?

Hangi vicdan şerefsiz diyecek artlarından?

Suç gerçekten onların mı olacak yoksa?..

Yoksa onları bu hale sokanların mı soruyorum size...
Peki ya bizler ne yaparız, ne yapabiliriz tüm bunlara karşı?

Geçen gün gönüllü olmak istiyorum dediğimde , hayır cevabıyla birlikte kapamadılar mı kapıyı yüzüme? Neden sabırlı olamazsın deyip kabul etmediler yüreğimle birlikte beni?
Halbuki ben sabrımı ölçmek için gitmiyordum ki yanlarına...
Çıkan çoraplarını giydirmek için gidiyordum oraya, bir kez değil bin kez yıkamak için, oyunlar oynamak, yaptıkları muzurluklara birlikte gülmek için gidiyordum yanlarına. Başkalarından sevgi dilenmelerine izin vermeden sevgi vermek için olmak istiyordum orada...


...........
................
....................



Nerede hata yapmıştık bizler?..

Neredeydi onlarda ki hata?
Gerçekten onlar mıydı suçlu olan yoksa dayak atanlar mı durmadan?... Yada gönüllü olmak istiyorum diyenlere , gençsiniz cevabını yapıştırıp kapıyı kapatanlar mıydı gerçek suçlu hayatta?...

Neden bu insanlar yakarken canlarını , ben çaresiz kalakalmıştım ekran karşısında?
Ve neden o çocuk , inatla, gizli çekilmiş bir kareden haykırıyordu dünyaya?....

"Hadi beni sev, hadi sev beni..."


Meral Bilgiç Karahan




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sen Gittin mi Şimdi Gerçekten?

Ne yazacağımı bilmeden aldım kalemi elime, bir insan ne yazabilir ki çok sevdiği birinin ardından. Harfleri yakalasa bile anlamlı kelimeler ...