Çığlık sesleri karışıyor gecenin karanlığına, bir anda
gözlerimi açıp tavandaki boş beyazlığa bakarken sallandığımı hissetmem hiç de
zor olmuyor. Deprem diye bağırmak istiyor ama sesimi kendim bile duymuyorum…
Derken;
-Depremmmmmm…
Diye bir sesle tekrar kapatıyorum gözlerimi, yapacak hiçbir
şeyim yok çünkü… Çünkü öyle acizim ki bu olay karşısında… Sadece gözlerimi
tekrar kapatıyorum sallanırken, kapatıyor ve bir yandan da ;
-Allah’ım sen ne yazmışsan o olur, sen koru bizleri diyerek
titriyorum çaresiz.
Evet, çaresizim, hem de çok çaresiz…
Birçok çığlık karışıyor birbirine… Minik bir çocuğun ‘anne’
diyerek ağlamasına, başka bir yerden kardeşini arayan ve acıyla bağıran
bir ablanın sesi karışıyor mesela.
Sonra bir anda duruyor sallanmalarım, gözlerimi açmaya
korkuyorum, her şeyin kötü bir karabasan olması için dua ederken gözlerimi
açmaya çok korkuyorum.
-Abla…
Bir el dokunuyor usulca ellerime. Nefes almakta zorluk
çekiyorum ama inatla açmıyorum gözlerimi…
-Sen kimsin?
-Abla aç gözlerini, korkma… Ben korkuyorum zaten n’olur aç
gözlerini beni yalnız bırakma…
Öyle tatlı ki miniğin sesi açıyorum. Ama her taraf
kapkaranlık, ağzımda toprak tadı. Tükürmeye çalışıyor onu bile başaramıyorum.
-Nerdesin?
-Yakınında, elini tutabiliyorum.
-Neden buradayız, ne oldu?
-Anlatmak için?
Anlatmak…
Bunu duyar duymaz anlıyorum, her şey bir rüya. Ama neden,
neden ilk defa bu kadar gerçekçi? Ben hiç içinde bulunmamıştım ki olayların,
sadece…
-İzliyordun…
İçimi okuyordu minik kız. Ve neden sorularıma sadece o cevap
verebilirdi biliyorum.
-Bazen daha iyi anlayabilmek için yaşamak lazım derler. Abla
bizim yaşadıklarımızı izleyerek anlayamazsın.
Bir anda bir sesle susuyor ufaklık.
-Ayşe…
-Bu kim?
-Annem… Beni arıyor.
-Neden cevap vermiyorsun?
-Çünkü…
Eliyle tekrar dokununca anlıyorum. Buz gibi…
-Kızım nerdesin? Ayşe’m… Ayşe’eeemmm…
Ayşe’nin annesinin sesine yüzlerce anne, abla, abı sesi
karışıyor. Kimi eşini, kimi kızını, kimi babasını arıyor toprağın altında. Ve
çoğu acıyla karşılaşıyor.
-Ayşe orda mısın?
-Biliyor musun abla, çok korktum ama şimdi korkmuyorum.
Çünkü Allah’ım bizi acı çekmeyeceğimiz bir yere gönderdi. Ara sıra annemi
özlüyorum hani üzülüyor diyorum ama iyiyim… Gerçekten iyiyim. Hani gerçek
yaşama dönünce olurda anneme yada onun depremde yakınlarını kaybetmiş herhangi
birilerine rastlarsan, söyler misin…Bizler iyiyiz… Gerçekten iyiyiz…
Yine sallanmaya başlıyoruz Ayşe’nin sözünün ardından.
-Kapa gözlerini abla…
Karanlık, her yer çok karanlık. Mezar gibi burası ve
soğuk… Bir de çığlıklar eklenince, insan korkuyor elinde olmadan. Rüya olduğunu
bilmesine rağmen korkuyor.
Eli değiyor Ayşe’nin yine, bu sefer korkmadan açıyorum
gözlerimi. Bir rüzgâr esiyor hafiften, havada ağır bir koku var. Bu koku ağır,
çok ağır…Sanki…
-Cesetler ala diyor minik Ayşe ve o kadar alışmış ki artık
sıradanlıktan öteye geçmiş bu kelime onun minik yüreği için bile…
Dehşet…
Yaşadığım büyük bir dehşet. Evler yok ortada, her şey
yıkılmış. İnsanlar yıkıntıların arasında ağlıyor, bağırıyor ve sevdiklerini
arıyor. Ayşe’nin annesini de görüyoruz orada. Toprağı kazıyor, taşları atıyor
oradan oraya.
-Kızımı ver bana… Kızım… Ayşe’mmmm…
Bir anda çevrem yüzlerce insanla doluyor.
-Hepimiz… Hepimiz hayatımızı kaybettik bu depremde…
Derken Ayşe bakıyorum onlara. Kimisi daha beşiğinde bir
bebek, kimisi hamile bir kadın… Yüzlerce insanın yüzlerce umudu yitip
gidiyor, 7,4 lük bir depremin ardından. Ama hiçbiri isyanda değil, Allah’ın
işine karşı gelmek olmaz diyor büyük çoğunluğu. Bu kadarmış ömrümüz. Bu kadar
yazmış Rabb’im…
-Neden ben buradayım Ayşe? Neden bunları tekrar yaşıyorsunuz
sizler.
Başı kanıyor minik kızın.
-Yaralarımız yeniden kanamaya başladı abla, acımız dinmişti
ama yeniden ağlıyor o depremde ölen minik bebekler. Annelerin yüreklerinden kan
damlıyor çünkü. Bir abla siyasi bir olayda bizleri de kullanmış. Dinsiz demiş
hepimize. Ondan ölmüşler imasını kullanmış.
Anlamıyorum ilk başta, sonra… Sonra o haber gelip dayanıyor
zihnime. Bir genç kız hem de üniversitesi öğrencisi bir genç kız; düşüncelerini
savunmak için ölen onca insanın arkasından konuşmayı hak biliyor kendine.
7.4 size yetmedi mi?
Pankart gözümün önünde gitgide büyüyor.
7.4 size yemedi mi?
7.4 yetmedi mi?
7.4…
-Özür dilerim diyorum hepsine. Gözlerine bile bakamadan özür
diliyorum.
Ayşe elimi tutuyor.
-Suçlamıyoruz kimseyi, ama siz de bizi yargılamayın be abla.
Yaradan karar vermiş buna, almış canımızı ama bu bizi dinsiz etmez ki? Bebekler
var, biz çocuklar var ölenlerin içlerinde hadi büyükler dinsizdi ki bu yüzden
bile yargılayamayız onları…
Bizim ne suçumuz vardı. Ne günahımız ne ahlaksızlığımız
olmuştur. En fazla ağlamış yemek istemişizdir annemizden. Yâda şımarmak
hakkımız, üzmüşüzdür belki evet ama ne kötülük yapmış olabiliriz ki?
İstediğimiz tek şey dua iken neden böyle kötü konuşuyorlar
ardımızdan. Annemin çektiği acıyı biliyor mu içlerinden biri. Ardımdan okuduğu
duaları yâda. Bak bu amca Hıristiyan ama kimseye kötülüğü dokunmamış bir kere
bile. Herkes çok severdi onu, yâda o Hıristiyan diye mi Allah depremi gönderip
canımızı aldı sence.
Aradan yıllar geçti annem hala dua okur ardımdan.
Hiçbirimizin canı yanmıyordu da artık. Takii o yazı çıkana kadar ortaya. Deprem
zamanında da olmuştu bu söylentiler. Sonra kesildi. Söylenenler kesildikçe
acımızda gitti. Zaten öldükten sonra hiçbir şey yakmıyor canını ardından
söylenenler dışında. Konuşmasınlar abla, savundukları şeyler için ardımızdan
kötü konuşmasınlar. İnandıkları Rab’leri adına sussunlar. Allah’ım sevmez
ölünün ardından kötü konuşulmayı bilmezler mi onlar. Allah’ım kötü kalpliliği
sevmez.
Hem suçumuz neydi ki bizim, bir deprem oldu, binaların
altında kaldık, vesile oldu bunlar ölümümüze ya; hani bu mudur bizi kötü kalpli
ahlaksız yapan…
Konuştukça başı daha fazla kanamaya başladı Ayşe’nin… Kan
umurunda değildi ama içindeki minik kalbi zedelenmişti, ruhu acıyordu
ufaklığın. Tıpkı beşikteki bebekten, 70 yaşındaki nineye kadar o gün ölen
herkesin ruhu acı içinde kıvranıyordu.
Sebep ise tek bir cümleydi…
7.4 size yetmedi mi?
1999 depreminde ölen herkesi
saygıyla anıyor, ailelerine sabır diliyorum. Allah’ım onların ardından kötü
konuşanları vicdanlarıyla yensin dileğim…
Meral Bilgiç Karahan
2004

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder